Yargıtay Kararı Detayı
İlgili Bölüm:... ... 2021/26553 E. , 2025/3168 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ceza DairesiSAYISI : 2019/143 E., 2021/ 618 K.SUÇ : Çocuğun nitelikli cinsel istismarıHÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : OnamaBölge Adliye Mahkemesince verilen karar temyiz edilmekle dosya incelendi, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ ... ...
Karar Tam Metni
9. Ceza Dairesi 2021/26553 E. , 2025/3168 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ceza DairesiSAYISI : 2019/143 E., 2021/ 618 K.SUÇ : Çocuğun nitelikli cinsel istismarıHÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : OnamaBölge Adliye Mahkemesince verilen karar temyiz edilmekle dosya incelendi, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Suça sürüklenen çocuk hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu işlediği iddiası ile açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, ... Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince mevcut delillerin değerlendirilmesi neticesinde suça sürüklenen çocuğun atılı suçtan mahkumiyetine dair hükmün istinaf edilmesi üzerine, .. Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a ve 303. maddeleri uyarınca düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.II. TEMYİZ SEBEPLERİA. Suça Sürüklenen Çocuk Müdafiinin Temyiz İstemi Özetle, katılan mağdure hakkında aldırılan rapor içeriklerinin yetersiz olduğuna, eksik inceleme ile rapor düzenlendiğine, raporlar arası çelişkiler olduğuna, on altı yaşında olan katılan mağdurenin rızasının geçerli olduğuna, organ sokma eyleminin sabit olmadığına, katılan mağdurenin de suça sürüklenen çocuğa karşı çocuğun cinsel istismar suçundan cezalandırılmasının gerektiğine, usul ve kanuna aykırı kararın bozulması gerektiğine ilişkindir.B. Katılan Mağdure Vekilinin Temyiz İstemi Özetle, suça sürüklenen çocuk hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 103/4. maddesinin uygulanmasına, suça sürüklenen çocuğun takdiri indirim nedenleri uygulanmaksızın cezalandırılmasına, usul ve kanuna aykırı kararın bozulması gerektiğine ilişkindir. III. GEREKÇE 5271 sayılı Kanun'un 288 ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler nazara alınıp, aynı Kanun'un 289. maddesinde sayılı hukuka kesin aykırılık halleri ve temyiz dilekçelerinde belirtilen nedenler de gözetilerek yapılan değerlendirmede, yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin suça sürüklenen çocuk tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır.IV. KARARGerekçe bölümünde açıklanan nedenle .. Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin kararında suça sürüklenen çocuk müdafii ve katılan mağdure vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesiyle sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak Sayın üyeler ... ve ...'un karşı oyu ve oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca .. .. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise .. Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.04.2025 tarihinde karar verildi.KARŞI OYSuça sürüklenen çocuk ..., olay tarihinde 17 yaşında olup, ... isimli mağdure ile .. üzerinden tanışmıştır. Mağdure ile aralarındaki tanışıklık yalnızca üç gün sürmüş ve bu sürede sosyal medya yazışmalarıyla iletişim kurmuşlardır. Yazışmalarda sevgi, evlilik ve cinsellik temaları yer almış, taraflar yalnızca bir kez yüz yüze görüşmüşlerdir. Görüşme, mağdurenin kendi isteğiyle gerçekleşmiş, SSÇ tarafından ...’da dedesine ait bir bağ evine götürülmüştür. Taraflar burada cinsel ilişkiye girdiklerini ifade etmişlerdir. Mağdurenin annesi tarafından şikayet edilmiştir.Olayın ardından suça sürüklenen çocuk hakkında, Türk Cez.a Kanunu’nun 103/2, 109/3-a, 31/3 ve 43. maddeleri uyarınca kamu davası açılmıştır. Yargılama sonucunda .... Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 22.10.2018 tarihli, 2017/114 Esas ve 2018/248 Karar sayılı ilamıyla mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Bu hükme karşı yapılan istinaf başvurusu, .. Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 13.04.2021 tarihli, 2019/143 Esas ve 2021/618 Karar sayılı kararıyla esastan reddedilmiştir. Dairemizce karar onanmıştır. Ancak aşağıda ayrıntılı biçimde açıklayacağımız üzere, somut dosyada; (1) savunma makamı tarafından açıkça ileri sürülen hukuki hata (TCK 30/1) savunmasının hiçbir şekilde değerlendirilmemesi suretiyle savunma hakkının ihlal edilmesi, (2) mağdurenin zihinsel yeterliliğine ilişkin raporun olayın somut özellikleriyle ve dosya içeriğiyle örtüşmeyen çıkarımsal değerlendirmeler içermesine rağmen hükme esas alınması ve (3) kabule göre de, suça sürüklenen çocuğun TCK’nın 30. maddesinin birinci fıkrası kapsamında esaslı bir hataya düştüğünün ve bu nedenle kastının bulunmadığının kabul edilmesi gerektiği, bu dosyada hem usul hem de esas yönünden tartışılması gereken temel hukuki sorunlar olarak ortaya çıkmaktadır.Somut dosyada mağdureye ilişkin düzenlenen .. Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Kurulu raporunda, mağdurenin hafif düzeyde mental retardasyon tanısı taşıdığı belirtilmiştir. Ancak aynı raporda, bu durumun “doktor olmayan üçüncü kişiler tarafından iletişime geçince anlaşılabileceği” ve “daha önce tespit edilen zihinsel yetersizliğin suça sürüklenen çocuk tarafından anlaşılabileceği” şeklinde, olayın somut koşullarından ziyade ön kabule dayalı değerlendirmelere yer verilmiştir.Raporda, suça sürüklenen çocuğun mağdure ile olan temas süresinin süresi, içeriği ve mahiyeti değerlendirilmeden, failin zihinsel yetersizliği fark edebileceği yönünde genel geçer kanaatler ileri sürülmektedir. Oysa dosya kapsamından açıkça görüldüğü üzere, taraflar arasında yalnızca üç günlük yazışma süreci ve bir kez yüz yüze görüşme söz konusudur. Bu derece kısa ve sınırlı bir temas içerisinde, failin mağdurenin özel bir korunma statüsüne sahip olduğunu objektif şekilde anlayabileceğini varsaymak, somut verilere dayanmayan varsayımlardır.Ayrıca dosyada yer alan rehberlik servis raporlarında, mağdurenin sınıf arkadaşları ve öğretmenleriyle iletişim kurmakta zorlanmadığı, okul ortamına uyum sağladığı ve sosyal yönden “normal” bir öğrenci profili çizdiği ifade edilmiştir. Mağdurenin endüstri meslek lisesinde eğitim görüyor olması ve sosyal medya yazışmalarındaki içeriği de bu gözlemi desteklemektedir.Bu bağlamda, mevcut adli tıp raporu:- Suça sürüklenen çocuğun algı düzeyini ve olayın özgün koşullarını yeterince değerlendirmemektedir,- Olay anına ve temas biçimine ilişkin doğrudan gözleme dayanmamaktadır,- Yalnızca dosya içeriklerine dayanarak, çıkarımsal nitelikte değerlendirmeler içermektedir.Ceza yargılamasında hükme esas alınacak bilimsel raporların, somut olayın dinamikleriyle birebir örtüşen, yapılandırılmış ve gözleme dayalı tespitler içermesi gerekir. Bu niteliklerden yoksun olan mevcut rapor, gerek suça sürüklenen çocuğun kastının oluşup oluşmadığı gerekse mağdurenin algı düzeyi bakımından sağlıklı bir değerlendirme zemini sunmamaktadır.Bu nedenle, hüküm kurulmadan önce, mağdurenin zihinsel yeterliliği ve failin bu durumu fark edebilme ihtimali hakkında, Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu’ndan yeniden, olayın özgün koşullarına göre yapılandırılmış sorular çerçevesinde uzman görüşü alınması gerektiği kanaatindeyiz.Ceza muhakemesi hukukunun temel güvencelerinden biri, sanığın ve müdafiinin ileri sürdüğü tüm savunmaların mahkemece değerlendirilmesi ve kararın bu savunmalar yönünden açık, anlaşılır ve denetime elverişli şekilde gerekçelendirilmesidir. Nitekim Anayasa’nın 141. maddesi ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 230. ve 232. maddeleri uyarınca, mahkemelerin verdiği kararların yalnızca sonuç kısmı değil, aynı zamanda niçin o sonuca varıldığı da gerekçeli biçimde açıklanmak zorundadır.Yargıtay Ceza Dairelerinin ve Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarına göre, savunma makamının ileri sürdüğü hukuki iddiaların gerekçesiz biçimde karşılanmaması, yargılamanın hem şekli meşruiyetini hem de maddi adalet işlevini zedeleyen ciddi bir usul kusurudur. Çünkü gerekçe, sadece kararın akıl yürütmesini göstermekle kalmaz, aynı zamanda kararın denetimini mümkün kılar. Gerekçesizlik, kararın kimin adına ve hangi değerlere dayanılarak verildiğini belirsizleştirir.Somut olayda, suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından TCK 30/1 kapsamında hukuki hata savunması açıkça ileri sürülmüş olmasına rağmen, bu savunma yerel mahkemece hiçbir şekilde tartışılmamış, değerlendirilmemiştir. Hâlbuki kastın oluşumuna doğrudan etki eden bu tür savunmaların mahkeme kararında ele alınması, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda anayasal bir yükümlülüktür.Taraflarca ileri sürülen savunmaların sonuca etkili olup olmadığına bakılmaksızın mahkemece tartışılması ve kararda gerekçelendirilmesi adil yargılanma hakkının vazgeçilmez bir unsurudur. Aksi hâlde, yargılama süreci, görünüşte tamamlanmış olsa da, içerik bakımından savunmanın simgesel düzeyde dahi temsil edilmediği bir monoloğa dönüşür.Savunma, ceza muhakemesinin yalnızca şekli bir unsuru değil; maddi gerçeğe ulaşmada epistemolojik bir zorunluluk, kararın doğruluğu için yapısal bir denetim mekanizmasıdır. Bu nedenle, savunmanın gerekçesiz biçimde dışlanması yalnızca şekli değil, aynı zamanda maddi anlamda da adaletin gerçekleşmesini engellemektedir.Ceza yargılaması, yalnızca suçlu bulmak amacıyla değil; aynı zamanda suçsuzu korumak için vardır. Bu ise, savunmanın mahkeme zihninde gerçek bir muhatap haline gelmesiyle mümkündür. Savunmanın yalnızca ifade edilmesi değil, özüyle ve içeriğiyle anlaşılması ve hükme katılması gerekir. Aksi hâlde yargı, yalnızca bir tarafın anlatısını yeniden üreten bir yapı hâline gelir; bu da kamu vicdanını tatmin etmekten uzaktır.Bu nedenlerle, TCK 30/1’e dayalı savunmanın yerel mahkemece hiçbir biçimde değerlendirilmemesi, yalnızca usulî bir eksiklik değil, kararın hukuki meşruiyetini sarsan ve hükmün bozulmasını gerektiren yapısal bir kusurdur.Kabule Göre;Türk Ceza Kanunu’nun 30. maddesinin birinci fıkrası hata hükmü düzenlemektedir:“Fiilin icrası sırasında, suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlarını bilmeyen kişi kasten hareket etmiş olmaz.”Ceza sorumluluğunun temelini oluşturan kast, failin fiilin hem maddi hem manevi unsurlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi anlamına gelir. Ancak fail, suçun maddi unsurlarına ilişkin esaslı bir hataya düşmüşse kasttan söz edilemez.Somut olayda suça sürüklenen çocuk (SSÇ), 17 yaşında, kırsal bir bölgede ya-şayan, eğitim düzeyi ve sosyal deneyimi sınırlı bir çocuktur. Mağdure ile sosyal medya üzerinden tanışmış, tanışıklık yalnızca üç gün sürmüş ve sadece bir kez yüz yüze görüşmüşlerdir. Bu kısa süreli ve sınırlı temas sürecinde taraflar arasında sevgi, evlilik ve cinsellik temalı mesajlaşmalar gerçekleşmiş, mağdure gönüllü, inisiyatifi elinde tutan ve duygusal bağ kuran bir izlenim vermiştir.Dosyada bulunan ... yazışmaları incelendiğinde, mağdurenin cinsel ilişkiye rızalı olduğu, sevgili olduklarını söylediği, SSÇ’ye sevgisini dile getirdiği, aralarında evlenme hayalleri kurulduğu, ilişki sonrası dahi görüşmeye devam ettikleri açıkça görülmektedir. Bu yazışmalarda mağdurenin aktif, yönlendirici ve ilişkiyi isteyen kişi olduğu net olarak anlaşılmaktadır.Mağdure, meslek lisesinde öğrenim görmekte olup öğretmenleri ve arkadaşlarıyla iletişim kurmakta zorluk yaşamayan, sosyal çevresine uyum sağlayabilen bir öğrenci profili çizmektedir. Rehberlik servisinin dosyada yer alan raporunda da mağdurenin dışarıdan bakıldığında zihinsel yetersizlik izlenimi vermediği açıkça belirtilmiştir.Zihinsel engellilik tanısı, olay tarihinden yıllar sonra, klinik takip süreci sonunda, dört kez uygulanan WISC-R zeka testi sonucu konulmuştur. Dosyada yer alan .. .. Üniversitesi epikrizleri ve .. Üniversitesi Adli Tıp Kurumu raporları da bu tanının ancak uzun süreli uzman değerlendirmesi ile konulabileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Dosya kapsamına göre engellilik, dışarıdan gözle fark edilemeyecek, sosyal hayatta kendini belli etmeyen hafif düzeyde bir mental gerilik halidir.Bu bağlamda, SSÇ’nin mağdurenin zihinsel engelli olduğunu kısa sürede fark edebilmesi objektif olarak mümkün değildir. Eğitim düzeyi sınırlı olan, evlilik beklentisiyle hareket eden, sevgili olduklarını sanan, mağdurenin rızasını açıkça gördüğünü düşünen ve ilişki sonrası da mağdureyle görüşmeye devam eden SSÇ’nin, bu ilişkinin hukuken suç oluşturduğunu bilmesi veya bilmesi beklenmesi hakkaniyete aykırıdır.SSÇ'nin eylemi, mağdurenin “rızasıyla” ve evlilik düşüncesiyle gerçekleştirilmiştir. Kast, failin suçun maddi unsurlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi anlamına geldiğinden, failin bu unsurlar konusunda esaslı bir yanılgı içinde olması kastı ortadan kaldırır. Bu durumda, eylemin hukuki değerlendirilmesi TCK 103/2 kapsamında değil, mağdurenin yaşının küçüklüğü nedeniyle ancak TCK 104/1 kapsamında yapılabilir.Yargıtay içtihatları ve öğretideki ağırlıklı görüşler doğrultusunda; failin mağdurenin yaşı, rızası ve akıl sağlığı hakkında ciddi bir yanılgıya düştüğü, bu yanılgının kendi sosyal konumu ve eğitimiyle bağdaşır şekilde makul olduğu, bu nedenle kusurluluğun bulunduğu söylenemez. TCK 30/1 maddesinin aradığı "esaslı hata" şartı olayda açık biçimde gerçekleşmiştir.Sonuç olarak; mağdurenin zihinsel yeterliliğine ilişkin adli tıp raporunun, somut olayın özellikleriyle ve dosya içeriğiyle uyum göstermeyen, çıkarımsal ve somut olguya dayanmayan değerlendirmelere dayanması nedeniyle hükme esas alınamayacak nitelikte olduğu; ayrıca, savunma makamınca açıkça ileri sürülen TCK 30/1 kapsamındaki hukuki hata iddiasının hiçbir şekilde tartışılmaması nedeniyle savunma hakkının ihlal edildiği gözetildiğinde, öncelikle usul yönünden, kabule göre ise esas yönünden kararın bozulması gerektiği kanaatindeyiz. Bu nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ceza DairesiSAYISI : 2019/143 E., 2021/ 618 K.SUÇ : Çocuğun nitelikli cinsel istismarıHÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : OnamaBölge Adliye Mahkemesince verilen karar temyiz edilmekle dosya incelendi, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Suça sürüklenen çocuk hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu işlediği iddiası ile açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, ... Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince mevcut delillerin değerlendirilmesi neticesinde suça sürüklenen çocuğun atılı suçtan mahkumiyetine dair hükmün istinaf edilmesi üzerine, .. Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a ve 303. maddeleri uyarınca düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.II. TEMYİZ SEBEPLERİA. Suça Sürüklenen Çocuk Müdafiinin Temyiz İstemi Özetle, katılan mağdure hakkında aldırılan rapor içeriklerinin yetersiz olduğuna, eksik inceleme ile rapor düzenlendiğine, raporlar arası çelişkiler olduğuna, on altı yaşında olan katılan mağdurenin rızasının geçerli olduğuna, organ sokma eyleminin sabit olmadığına, katılan mağdurenin de suça sürüklenen çocuğa karşı çocuğun cinsel istismar suçundan cezalandırılmasının gerektiğine, usul ve kanuna aykırı kararın bozulması gerektiğine ilişkindir.B. Katılan Mağdure Vekilinin Temyiz İstemi Özetle, suça sürüklenen çocuk hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 103/4. maddesinin uygulanmasına, suça sürüklenen çocuğun takdiri indirim nedenleri uygulanmaksızın cezalandırılmasına, usul ve kanuna aykırı kararın bozulması gerektiğine ilişkindir. III. GEREKÇE 5271 sayılı Kanun'un 288 ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler nazara alınıp, aynı Kanun'un 289. maddesinde sayılı hukuka kesin aykırılık halleri ve temyiz dilekçelerinde belirtilen nedenler de gözetilerek yapılan değerlendirmede, yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin suça sürüklenen çocuk tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır.IV. KARARGerekçe bölümünde açıklanan nedenle .. Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin kararında suça sürüklenen çocuk müdafii ve katılan mağdure vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesiyle sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak Sayın üyeler ... ve ...'un karşı oyu ve oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca .. .. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise .. Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.04.2025 tarihinde karar verildi.KARŞI OYSuça sürüklenen çocuk ..., olay tarihinde 17 yaşında olup, ... isimli mağdure ile .. üzerinden tanışmıştır. Mağdure ile aralarındaki tanışıklık yalnızca üç gün sürmüş ve bu sürede sosyal medya yazışmalarıyla iletişim kurmuşlardır. Yazışmalarda sevgi, evlilik ve cinsellik temaları yer almış, taraflar yalnızca bir kez yüz yüze görüşmüşlerdir. Görüşme, mağdurenin kendi isteğiyle gerçekleşmiş, SSÇ tarafından ...’da dedesine ait bir bağ evine götürülmüştür. Taraflar burada cinsel ilişkiye girdiklerini ifade etmişlerdir. Mağdurenin annesi tarafından şikayet edilmiştir.Olayın ardından suça sürüklenen çocuk hakkında, Türk Cez.a Kanunu’nun 103/2, 109/3-a, 31/3 ve 43. maddeleri uyarınca kamu davası açılmıştır. Yargılama sonucunda .... Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 22.10.2018 tarihli, 2017/114 Esas ve 2018/248 Karar sayılı ilamıyla mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Bu hükme karşı yapılan istinaf başvurusu, .. Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 13.04.2021 tarihli, 2019/143 Esas ve 2021/618 Karar sayılı kararıyla esastan reddedilmiştir. Dairemizce karar onanmıştır. Ancak aşağıda ayrıntılı biçimde açıklayacağımız üzere, somut dosyada; (1) savunma makamı tarafından açıkça ileri sürülen hukuki hata (TCK 30/1) savunmasının hiçbir şekilde değerlendirilmemesi suretiyle savunma hakkının ihlal edilmesi, (2) mağdurenin zihinsel yeterliliğine ilişkin raporun olayın somut özellikleriyle ve dosya içeriğiyle örtüşmeyen çıkarımsal değerlendirmeler içermesine rağmen hükme esas alınması ve (3) kabule göre de, suça sürüklenen çocuğun TCK’nın 30. maddesinin birinci fıkrası kapsamında esaslı bir hataya düştüğünün ve bu nedenle kastının bulunmadığının kabul edilmesi gerektiği, bu dosyada hem usul hem de esas yönünden tartışılması gereken temel hukuki sorunlar olarak ortaya çıkmaktadır.Somut dosyada mağdureye ilişkin düzenlenen .. Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Kurulu raporunda, mağdurenin hafif düzeyde mental retardasyon tanısı taşıdığı belirtilmiştir. Ancak aynı raporda, bu durumun “doktor olmayan üçüncü kişiler tarafından iletişime geçince anlaşılabileceği” ve “daha önce tespit edilen zihinsel yetersizliğin suça sürüklenen çocuk tarafından anlaşılabileceği” şeklinde, olayın somut koşullarından ziyade ön kabule dayalı değerlendirmelere yer verilmiştir.Raporda, suça sürüklenen çocuğun mağdure ile olan temas süresinin süresi, içeriği ve mahiyeti değerlendirilmeden, failin zihinsel yetersizliği fark edebileceği yönünde genel geçer kanaatler ileri sürülmektedir. Oysa dosya kapsamından açıkça görüldüğü üzere, taraflar arasında yalnızca üç günlük yazışma süreci ve bir kez yüz yüze görüşme söz konusudur. Bu derece kısa ve sınırlı bir temas içerisinde, failin mağdurenin özel bir korunma statüsüne sahip olduğunu objektif şekilde anlayabileceğini varsaymak, somut verilere dayanmayan varsayımlardır.Ayrıca dosyada yer alan rehberlik servis raporlarında, mağdurenin sınıf arkadaşları ve öğretmenleriyle iletişim kurmakta zorlanmadığı, okul ortamına uyum sağladığı ve sosyal yönden “normal” bir öğrenci profili çizdiği ifade edilmiştir. Mağdurenin endüstri meslek lisesinde eğitim görüyor olması ve sosyal medya yazışmalarındaki içeriği de bu gözlemi desteklemektedir.Bu bağlamda, mevcut adli tıp raporu:- Suça sürüklenen çocuğun algı düzeyini ve olayın özgün koşullarını yeterince değerlendirmemektedir,- Olay anına ve temas biçimine ilişkin doğrudan gözleme dayanmamaktadır,- Yalnızca dosya içeriklerine dayanarak, çıkarımsal nitelikte değerlendirmeler içermektedir.Ceza yargılamasında hükme esas alınacak bilimsel raporların, somut olayın dinamikleriyle birebir örtüşen, yapılandırılmış ve gözleme dayalı tespitler içermesi gerekir. Bu niteliklerden yoksun olan mevcut rapor, gerek suça sürüklenen çocuğun kastının oluşup oluşmadığı gerekse mağdurenin algı düzeyi bakımından sağlıklı bir değerlendirme zemini sunmamaktadır.Bu nedenle, hüküm kurulmadan önce, mağdurenin zihinsel yeterliliği ve failin bu durumu fark edebilme ihtimali hakkında, Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu’ndan yeniden, olayın özgün koşullarına göre yapılandırılmış sorular çerçevesinde uzman görüşü alınması gerektiği kanaatindeyiz.Ceza muhakemesi hukukunun temel güvencelerinden biri, sanığın ve müdafiinin ileri sürdüğü tüm savunmaların mahkemece değerlendirilmesi ve kararın bu savunmalar yönünden açık, anlaşılır ve denetime elverişli şekilde gerekçelendirilmesidir. Nitekim Anayasa’nın 141. maddesi ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 230. ve 232. maddeleri uyarınca, mahkemelerin verdiği kararların yalnızca sonuç kısmı değil, aynı zamanda niçin o sonuca varıldığı da gerekçeli biçimde açıklanmak zorundadır.Yargıtay Ceza Dairelerinin ve Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarına göre, savunma makamının ileri sürdüğü hukuki iddiaların gerekçesiz biçimde karşılanmaması, yargılamanın hem şekli meşruiyetini hem de maddi adalet işlevini zedeleyen ciddi bir usul kusurudur. Çünkü gerekçe, sadece kararın akıl yürütmesini göstermekle kalmaz, aynı zamanda kararın denetimini mümkün kılar. Gerekçesizlik, kararın kimin adına ve hangi değerlere dayanılarak verildiğini belirsizleştirir.Somut olayda, suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından TCK 30/1 kapsamında hukuki hata savunması açıkça ileri sürülmüş olmasına rağmen, bu savunma yerel mahkemece hiçbir şekilde tartışılmamış, değerlendirilmemiştir. Hâlbuki kastın oluşumuna doğrudan etki eden bu tür savunmaların mahkeme kararında ele alınması, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda anayasal bir yükümlülüktür.Taraflarca ileri sürülen savunmaların sonuca etkili olup olmadığına bakılmaksızın mahkemece tartışılması ve kararda gerekçelendirilmesi adil yargılanma hakkının vazgeçilmez bir unsurudur. Aksi hâlde, yargılama süreci, görünüşte tamamlanmış olsa da, içerik bakımından savunmanın simgesel düzeyde dahi temsil edilmediği bir monoloğa dönüşür.Savunma, ceza muhakemesinin yalnızca şekli bir unsuru değil; maddi gerçeğe ulaşmada epistemolojik bir zorunluluk, kararın doğruluğu için yapısal bir denetim mekanizmasıdır. Bu nedenle, savunmanın gerekçesiz biçimde dışlanması yalnızca şekli değil, aynı zamanda maddi anlamda da adaletin gerçekleşmesini engellemektedir.Ceza yargılaması, yalnızca suçlu bulmak amacıyla değil; aynı zamanda suçsuzu korumak için vardır. Bu ise, savunmanın mahkeme zihninde gerçek bir muhatap haline gelmesiyle mümkündür. Savunmanın yalnızca ifade edilmesi değil, özüyle ve içeriğiyle anlaşılması ve hükme katılması gerekir. Aksi hâlde yargı, yalnızca bir tarafın anlatısını yeniden üreten bir yapı hâline gelir; bu da kamu vicdanını tatmin etmekten uzaktır.Bu nedenlerle, TCK 30/1’e dayalı savunmanın yerel mahkemece hiçbir biçimde değerlendirilmemesi, yalnızca usulî bir eksiklik değil, kararın hukuki meşruiyetini sarsan ve hükmün bozulmasını gerektiren yapısal bir kusurdur.Kabule Göre;Türk Ceza Kanunu’nun 30. maddesinin birinci fıkrası hata hükmü düzenlemektedir:“Fiilin icrası sırasında, suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlarını bilmeyen kişi kasten hareket etmiş olmaz.”Ceza sorumluluğunun temelini oluşturan kast, failin fiilin hem maddi hem manevi unsurlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi anlamına gelir. Ancak fail, suçun maddi unsurlarına ilişkin esaslı bir hataya düşmüşse kasttan söz edilemez.Somut olayda suça sürüklenen çocuk (SSÇ), 17 yaşında, kırsal bir bölgede ya-şayan, eğitim düzeyi ve sosyal deneyimi sınırlı bir çocuktur. Mağdure ile sosyal medya üzerinden tanışmış, tanışıklık yalnızca üç gün sürmüş ve sadece bir kez yüz yüze görüşmüşlerdir. Bu kısa süreli ve sınırlı temas sürecinde taraflar arasında sevgi, evlilik ve cinsellik temalı mesajlaşmalar gerçekleşmiş, mağdure gönüllü, inisiyatifi elinde tutan ve duygusal bağ kuran bir izlenim vermiştir.Dosyada bulunan ... yazışmaları incelendiğinde, mağdurenin cinsel ilişkiye rızalı olduğu, sevgili olduklarını söylediği, SSÇ’ye sevgisini dile getirdiği, aralarında evlenme hayalleri kurulduğu, ilişki sonrası dahi görüşmeye devam ettikleri açıkça görülmektedir. Bu yazışmalarda mağdurenin aktif, yönlendirici ve ilişkiyi isteyen kişi olduğu net olarak anlaşılmaktadır.Mağdure, meslek lisesinde öğrenim görmekte olup öğretmenleri ve arkadaşlarıyla iletişim kurmakta zorluk yaşamayan, sosyal çevresine uyum sağlayabilen bir öğrenci profili çizmektedir. Rehberlik servisinin dosyada yer alan raporunda da mağdurenin dışarıdan bakıldığında zihinsel yetersizlik izlenimi vermediği açıkça belirtilmiştir.Zihinsel engellilik tanısı, olay tarihinden yıllar sonra, klinik takip süreci sonunda, dört kez uygulanan WISC-R zeka testi sonucu konulmuştur. Dosyada yer alan .. .. Üniversitesi epikrizleri ve .. Üniversitesi Adli Tıp Kurumu raporları da bu tanının ancak uzun süreli uzman değerlendirmesi ile konulabileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Dosya kapsamına göre engellilik, dışarıdan gözle fark edilemeyecek, sosyal hayatta kendini belli etmeyen hafif düzeyde bir mental gerilik halidir.Bu bağlamda, SSÇ’nin mağdurenin zihinsel engelli olduğunu kısa sürede fark edebilmesi objektif olarak mümkün değildir. Eğitim düzeyi sınırlı olan, evlilik beklentisiyle hareket eden, sevgili olduklarını sanan, mağdurenin rızasını açıkça gördüğünü düşünen ve ilişki sonrası da mağdureyle görüşmeye devam eden SSÇ’nin, bu ilişkinin hukuken suç oluşturduğunu bilmesi veya bilmesi beklenmesi hakkaniyete aykırıdır.SSÇ'nin eylemi, mağdurenin “rızasıyla” ve evlilik düşüncesiyle gerçekleştirilmiştir. Kast, failin suçun maddi unsurlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi anlamına geldiğinden, failin bu unsurlar konusunda esaslı bir yanılgı içinde olması kastı ortadan kaldırır. Bu durumda, eylemin hukuki değerlendirilmesi TCK 103/2 kapsamında değil, mağdurenin yaşının küçüklüğü nedeniyle ancak TCK 104/1 kapsamında yapılabilir.Yargıtay içtihatları ve öğretideki ağırlıklı görüşler doğrultusunda; failin mağdurenin yaşı, rızası ve akıl sağlığı hakkında ciddi bir yanılgıya düştüğü, bu yanılgının kendi sosyal konumu ve eğitimiyle bağdaşır şekilde makul olduğu, bu nedenle kusurluluğun bulunduğu söylenemez. TCK 30/1 maddesinin aradığı "esaslı hata" şartı olayda açık biçimde gerçekleşmiştir.Sonuç olarak; mağdurenin zihinsel yeterliliğine ilişkin adli tıp raporunun, somut olayın özellikleriyle ve dosya içeriğiyle uyum göstermeyen, çıkarımsal ve somut olguya dayanmayan değerlendirmelere dayanması nedeniyle hükme esas alınamayacak nitelikte olduğu; ayrıca, savunma makamınca açıkça ileri sürülen TCK 30/1 kapsamındaki hukuki hata iddiasının hiçbir şekilde tartışılmaması nedeniyle savunma hakkının ihlal edildiği gözetildiğinde, öncelikle usul yönünden, kabule göre ise esas yönünden kararın bozulması gerektiği kanaatindeyiz. Bu nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Henüz yorum yok.