Yargıtay Kararı Detayı
İlgili Bölüm:... ... davalının müvekkilinin kayınvalidesi olduğunu, davalının Manisa 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 09.09.2019 tarihli duruşmasında “... kızımın evine yakın bir yerde, damadım ev aldı. Biz o eve geçtik, kendi evimizi de kiraya verdik. Kirayı da damadımın sözlemesi üzerine kızıma veriyorduk...” ve davalının kızı tarafından da ... ...
Karar Tam Metni
7. Hukuk Dairesi 2024/1664 E. , 2025/655 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk DairesiSAYISI : 2023/93 E., 2024/434 K.İLK DERECE MAHKEMESİ : Manisa 1. Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI : 2022/328 E., 2022/411 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşmalı temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 11.02.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.Belli edilen günde duruşmalı olarak temyiz eden davacı vekili Avukat ... ... geldi. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının müvekkilinin kayınvalidesi olduğunu, davalının Manisa 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 09.09.2019 tarihli duruşmasında “... kızımın evine yakın bir yerde, damadım ev aldı. Biz o eve geçtik, kendi evimizi de kiraya verdik. Kirayı da damadımın sözlemesi üzerine kızıma veriyorduk...” ve davalının kızı tarafından da 16.10.2019 tarihli celsede “... olay tarihinde de çocukları görmek için babamların evine geldi, babamlar bu evi eşimden kiralamıştı, kiracı olarak oturuyordu,...” şeklinde beyanlarda bulunulduğunu, ifade edilen beyanlar ile dava konusu 3338 ada 2 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yer alan 8 numaralı bağımsız bölümün davacıya ait olduğunun ispat edildiğini belirterek dava konusu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, dava dilekçesinde hiçbir gerekçe ileri sürülmediğini, davalının ceza yargılaması esnasında hangi nedene bağlı olarak dile getirildiği belli olmayan ve bu anlamda müvekkili yönünden bağlayıcılığı bulunmayan beyanlarının tapu iptali ve tescil davasına dayanak yapılamayacağını, davayı kabul anlamına gelmemek kaydı ile (davacının serbest iradesi altında davalı adına tescil edilmiş olan) taşınmazın hangi yolsuz hale getirme sebebine istinaden müvekkili adına tescil edildiğinin davacı tarafından ortaya konulması gerektiğini ve ispat yükünün davacı tarafta olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; davacı vekilince 19.10.2022 tarihli dilekçesi ile yemin delilinden vazgeçildiği, ikrarın yeminden üstün bir delil olduğuna dair beyanda bulunduğu ve davanın davacı tarafından ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; inanç sözleşmesine ilişkin olarak davacı tarafından yazılı sözleşme veya yazılı delil başlangıcına dayalı delil sunulmadığı, ikrar niteliğinde olduğu bildirilen beyanların Dairelerince HMK'nın 188. maddesi kapsamında ikrar niteliğinde görülmediği, davacı vekilinin 19.10.2022 tarihli dilekçesi ile yemin deliline dayanmaktan vazgeçtiği ve İlk Derece Mahkemesince ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf taleplerinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; a. Davalının Manisa 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/414 Esas sayılı dosyasında dava konusu taşınmazın davacıya ait olduğunu ikrar ettiğini,b. İkrarın kesin delil mahiyetinde olup ikrar var iken yazılı delil veya yemin delili ile ispat edilmesi gerektiğinin ileri sürülemeyeceğini,c. Mahkemece içi ikrara göre hüküm tesis edilmesi gerektiğini,d. Bölge Adliye Mahkemesince davalının beyanlarının HMK'nın 188. maddesi kapsamında ikrar niteliğinde görülmediğini, bu değerlendirmenin hatalı olduğunu ve gerekçesinin açıklanmadığını,e. Duruşma tutanaklarının aksi sabit oluncaya kadar geçerli bir belge değerinde olduğunu, davalı beyanlarının resmi belgeyle ispatlanan mahkeme için ikrar niteliğinde ve bağlayıcılık vasfı taşıdığını, beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı Kanun’un 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (6100 sayılı Kanun’un 188. maddesi ile 225. maddesi v.d) yemin gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması hâlinde hâkimin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 09.12.2015 tarihli ve 2014/14-516 Esas, 2015/2838 Karar sayılı kararı da bu doğrultudadır.Uyuşmazlık itibari ile öncelikle “...ikrar...” kavramı hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır.İkrar, görülmekte olan bir davada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukuki sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesidir (Kuru, ...: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. II, Ankara, 2001, s. 2037 vd.; Postacıoğlu, İlhan E./Altay, Sümer: Medenî Usul Hukuku Dersleri, İstanbul, 2014, s. 595 vd.; Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, C. 1- 2, İstanbul 2000, s. 628 vd.). Başka bir deyişle ikrar, açıklayan tarafından hasmının karara bağlanmasını istediği hakkın veya hukuki durumun meydana gelmesine esas olan ve hasmınca ileri sürülen maddi olayların tümünün veya bir bölümünün doğru olduğunun bildirilmiş olması demektir. İkrardan söz edilebilmesi için, bir tarafın bir vakıa ileri sürmüş olması, diğer tarafın da bu vakıanın doğru olduğunu bildirmesi gerekir. İkrarın konusu, ancak karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalar olabilir. Başka bir deyişle sadece tarafların iddia ve savunmalarını dayandırdıkları maddi vakıalar ikrara konu teşkil edebilir. Bir tarafın, kendisinin ileri sürdüğü bir vakıanın doğruluğunu bildirmesi ikrar niteliği taşımayacağı gibi, karşı tarafın ileri sürdüğü hukuki sebepler de ikrara konu olamazlar. İkrar, yapıldığı yere göre “mahkeme dışında ikrar” ve “mahkeme önünde ikrar” olmak üzere ikiye ayrılır. Mahkeme dışında ikrar, bir tarafın karşı taraf veya başka kişiler veyahut da (idari) kurumlar önünde karşı tarafın ileri sürdüğü bir vakıayı kabul etmesidir. Mahkeme dışı ikrar takdiri delil niteliğinde olup, hâkim tarafından bunu doğrulayacak delilin veya belirtinin (emarenin) bulunması hâlinde hükme esas alınabilir. Hem mahkeme dışında ikrar hem de mahkeme önünde ikrar mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) düzenlenmesine rağmen olay ve dava tarihi itibariyle somut uyuşmazlıkta uygulanması gereken 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) sadece mahkeme önünde ikrar düzenlenmiş, mahkeme dışı ikrar ise düzenlenmemiştir. HMK’nın 188/1 maddesi; “Taraflar veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar, çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerekmez” hükmünü haizdir. Buna göre mahkeme önünde ikrarın, taraflardan ya da onların yetkili temsilcilerinden sadır olması ve yargılama içinde, mahkemeye karşı tek taraflı açık bir irade beyanı ile sözlü veya yazılı olarak yapılması gerekir. İkrarın yapılmasıyla birlikte artık o vakıa, taraflar arasında çekişmeli olmaktan çıkar ve bunun sonucu olarak ispatı gerekmez. İkrarın taraf usul işlemi olması ve mahkeme önünde yapılması nedeniyle yetkisiz veya görevsiz mahkemede veyahut da bir başka mahkemede (davada) yapılması hâllerinde de ikrar geçerliliğini koruyacaktır. Burada önemli olan husus önünde ikrar edilen kurumun, mahkeme niteliği taşımasıdır. Bu sebeple ihtiyati tedbir ve delil tespiti dosyalarındaki ikrarlar ile keşif tutanağındaki ikrarlar da mahkeme önünde ikrar olarak değerlendirilir. Bununla birlikte ceza davasındaki (mahkemesindeki) ikrar da hukuk davasında geçerlidir. (Kuru, s. 2047). Dolaysıyla hukuk davasında iddia edilen veya savunulan bir vakıanın ceza davası sırasında hukuk davasının taraflarınca kabul edilmesi yönündeki beyanları, hukuk davası için HMK’nın 188 inci maddesi gereğince mahkeme önünde ikrar niteliğindedir. Öte yandan ceza davası neticesinde sanık hakkında, kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi de sonucu değiştirmeyecek, ceza davasındaki ikrar hukuk davasında hâkimi bağlayacaktır. Zira hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kesin bir mahkûmiyet kararı olmadığı için ortada ceza hukuku anlamında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmadığından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74. (TBK) [818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 53.] maddesi gereğince hukuk hâkimini bağlamayacak; ancak hukuk hâkimi ceza yargılaması sırasında elde edilen; tanık beyanı, taraf ikrarı ve belge gibi delillere dayanabilecektir. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalının katılan sıfatıyla yer aldığı Manisa 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/414 Esas sayılı dosyasında, 09.09.2019 tarihli oturumda davalı "...kızımın evine yakın bir yerde, damadım ev aldı. Biz o eve geçtik, kendi evimizi de kiraya verdik. Kirayı da damadımın söylemesi üzerine kızıma veriyorduk..." şeklindeki beyanı ile taşınmazın davacıya ait olduğu kabul edilmiştir.Öte yandan, davacının eski eşi ve davalının kızı ...’nin mağdur-sanık sıfatıyla yargılandığı Manisa 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.10.2019 tarihli duruşmasında “...olay tarihinde de çocukları görmek için babamların evine geldi, babamlar bu evi eşimden kiralamıştı, kiracı olarak oturuyordu..." şeklinde beyanda bulunmuştur.Davalının yukarıda izah edilen Asliye Ceza Mahkemesindeki ikrarı mahkeme içi ikrar niteliğinde olup inanç ilişkisinin kabul edildiği anlaşılmaktadır.Bir davada yapılan mahkeme içi ikrar başka bir davada da geçerli olup delil teşkil edeceğinden davacının, inanç ilişkisini kanıtladığı kabul edilmelidir.Bu durumda, Mahkemece, davalı ...’nin ikrarı dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Yargıtay duruşma vekalet ücreti 28.000,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Peşin yatırılan harcın yatırana iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.02.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk DairesiSAYISI : 2023/93 E., 2024/434 K.İLK DERECE MAHKEMESİ : Manisa 1. Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI : 2022/328 E., 2022/411 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşmalı temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 11.02.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.Belli edilen günde duruşmalı olarak temyiz eden davacı vekili Avukat ... ... geldi. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının müvekkilinin kayınvalidesi olduğunu, davalının Manisa 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 09.09.2019 tarihli duruşmasında “... kızımın evine yakın bir yerde, damadım ev aldı. Biz o eve geçtik, kendi evimizi de kiraya verdik. Kirayı da damadımın sözlemesi üzerine kızıma veriyorduk...” ve davalının kızı tarafından da 16.10.2019 tarihli celsede “... olay tarihinde de çocukları görmek için babamların evine geldi, babamlar bu evi eşimden kiralamıştı, kiracı olarak oturuyordu,...” şeklinde beyanlarda bulunulduğunu, ifade edilen beyanlar ile dava konusu 3338 ada 2 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yer alan 8 numaralı bağımsız bölümün davacıya ait olduğunun ispat edildiğini belirterek dava konusu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, dava dilekçesinde hiçbir gerekçe ileri sürülmediğini, davalının ceza yargılaması esnasında hangi nedene bağlı olarak dile getirildiği belli olmayan ve bu anlamda müvekkili yönünden bağlayıcılığı bulunmayan beyanlarının tapu iptali ve tescil davasına dayanak yapılamayacağını, davayı kabul anlamına gelmemek kaydı ile (davacının serbest iradesi altında davalı adına tescil edilmiş olan) taşınmazın hangi yolsuz hale getirme sebebine istinaden müvekkili adına tescil edildiğinin davacı tarafından ortaya konulması gerektiğini ve ispat yükünün davacı tarafta olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; davacı vekilince 19.10.2022 tarihli dilekçesi ile yemin delilinden vazgeçildiği, ikrarın yeminden üstün bir delil olduğuna dair beyanda bulunduğu ve davanın davacı tarafından ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; inanç sözleşmesine ilişkin olarak davacı tarafından yazılı sözleşme veya yazılı delil başlangıcına dayalı delil sunulmadığı, ikrar niteliğinde olduğu bildirilen beyanların Dairelerince HMK'nın 188. maddesi kapsamında ikrar niteliğinde görülmediği, davacı vekilinin 19.10.2022 tarihli dilekçesi ile yemin deliline dayanmaktan vazgeçtiği ve İlk Derece Mahkemesince ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf taleplerinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; a. Davalının Manisa 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/414 Esas sayılı dosyasında dava konusu taşınmazın davacıya ait olduğunu ikrar ettiğini,b. İkrarın kesin delil mahiyetinde olup ikrar var iken yazılı delil veya yemin delili ile ispat edilmesi gerektiğinin ileri sürülemeyeceğini,c. Mahkemece içi ikrara göre hüküm tesis edilmesi gerektiğini,d. Bölge Adliye Mahkemesince davalının beyanlarının HMK'nın 188. maddesi kapsamında ikrar niteliğinde görülmediğini, bu değerlendirmenin hatalı olduğunu ve gerekçesinin açıklanmadığını,e. Duruşma tutanaklarının aksi sabit oluncaya kadar geçerli bir belge değerinde olduğunu, davalı beyanlarının resmi belgeyle ispatlanan mahkeme için ikrar niteliğinde ve bağlayıcılık vasfı taşıdığını, beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı Kanun’un 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (6100 sayılı Kanun’un 188. maddesi ile 225. maddesi v.d) yemin gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması hâlinde hâkimin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 09.12.2015 tarihli ve 2014/14-516 Esas, 2015/2838 Karar sayılı kararı da bu doğrultudadır.Uyuşmazlık itibari ile öncelikle “...ikrar...” kavramı hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır.İkrar, görülmekte olan bir davada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukuki sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesidir (Kuru, ...: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. II, Ankara, 2001, s. 2037 vd.; Postacıoğlu, İlhan E./Altay, Sümer: Medenî Usul Hukuku Dersleri, İstanbul, 2014, s. 595 vd.; Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, C. 1- 2, İstanbul 2000, s. 628 vd.). Başka bir deyişle ikrar, açıklayan tarafından hasmının karara bağlanmasını istediği hakkın veya hukuki durumun meydana gelmesine esas olan ve hasmınca ileri sürülen maddi olayların tümünün veya bir bölümünün doğru olduğunun bildirilmiş olması demektir. İkrardan söz edilebilmesi için, bir tarafın bir vakıa ileri sürmüş olması, diğer tarafın da bu vakıanın doğru olduğunu bildirmesi gerekir. İkrarın konusu, ancak karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalar olabilir. Başka bir deyişle sadece tarafların iddia ve savunmalarını dayandırdıkları maddi vakıalar ikrara konu teşkil edebilir. Bir tarafın, kendisinin ileri sürdüğü bir vakıanın doğruluğunu bildirmesi ikrar niteliği taşımayacağı gibi, karşı tarafın ileri sürdüğü hukuki sebepler de ikrara konu olamazlar. İkrar, yapıldığı yere göre “mahkeme dışında ikrar” ve “mahkeme önünde ikrar” olmak üzere ikiye ayrılır. Mahkeme dışında ikrar, bir tarafın karşı taraf veya başka kişiler veyahut da (idari) kurumlar önünde karşı tarafın ileri sürdüğü bir vakıayı kabul etmesidir. Mahkeme dışı ikrar takdiri delil niteliğinde olup, hâkim tarafından bunu doğrulayacak delilin veya belirtinin (emarenin) bulunması hâlinde hükme esas alınabilir. Hem mahkeme dışında ikrar hem de mahkeme önünde ikrar mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) düzenlenmesine rağmen olay ve dava tarihi itibariyle somut uyuşmazlıkta uygulanması gereken 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) sadece mahkeme önünde ikrar düzenlenmiş, mahkeme dışı ikrar ise düzenlenmemiştir. HMK’nın 188/1 maddesi; “Taraflar veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar, çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerekmez” hükmünü haizdir. Buna göre mahkeme önünde ikrarın, taraflardan ya da onların yetkili temsilcilerinden sadır olması ve yargılama içinde, mahkemeye karşı tek taraflı açık bir irade beyanı ile sözlü veya yazılı olarak yapılması gerekir. İkrarın yapılmasıyla birlikte artık o vakıa, taraflar arasında çekişmeli olmaktan çıkar ve bunun sonucu olarak ispatı gerekmez. İkrarın taraf usul işlemi olması ve mahkeme önünde yapılması nedeniyle yetkisiz veya görevsiz mahkemede veyahut da bir başka mahkemede (davada) yapılması hâllerinde de ikrar geçerliliğini koruyacaktır. Burada önemli olan husus önünde ikrar edilen kurumun, mahkeme niteliği taşımasıdır. Bu sebeple ihtiyati tedbir ve delil tespiti dosyalarındaki ikrarlar ile keşif tutanağındaki ikrarlar da mahkeme önünde ikrar olarak değerlendirilir. Bununla birlikte ceza davasındaki (mahkemesindeki) ikrar da hukuk davasında geçerlidir. (Kuru, s. 2047). Dolaysıyla hukuk davasında iddia edilen veya savunulan bir vakıanın ceza davası sırasında hukuk davasının taraflarınca kabul edilmesi yönündeki beyanları, hukuk davası için HMK’nın 188 inci maddesi gereğince mahkeme önünde ikrar niteliğindedir. Öte yandan ceza davası neticesinde sanık hakkında, kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi de sonucu değiştirmeyecek, ceza davasındaki ikrar hukuk davasında hâkimi bağlayacaktır. Zira hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kesin bir mahkûmiyet kararı olmadığı için ortada ceza hukuku anlamında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmadığından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74. (TBK) [818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 53.] maddesi gereğince hukuk hâkimini bağlamayacak; ancak hukuk hâkimi ceza yargılaması sırasında elde edilen; tanık beyanı, taraf ikrarı ve belge gibi delillere dayanabilecektir. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalının katılan sıfatıyla yer aldığı Manisa 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/414 Esas sayılı dosyasında, 09.09.2019 tarihli oturumda davalı "...kızımın evine yakın bir yerde, damadım ev aldı. Biz o eve geçtik, kendi evimizi de kiraya verdik. Kirayı da damadımın söylemesi üzerine kızıma veriyorduk..." şeklindeki beyanı ile taşınmazın davacıya ait olduğu kabul edilmiştir.Öte yandan, davacının eski eşi ve davalının kızı ...’nin mağdur-sanık sıfatıyla yargılandığı Manisa 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.10.2019 tarihli duruşmasında “...olay tarihinde de çocukları görmek için babamların evine geldi, babamlar bu evi eşimden kiralamıştı, kiracı olarak oturuyordu..." şeklinde beyanda bulunmuştur.Davalının yukarıda izah edilen Asliye Ceza Mahkemesindeki ikrarı mahkeme içi ikrar niteliğinde olup inanç ilişkisinin kabul edildiği anlaşılmaktadır.Bir davada yapılan mahkeme içi ikrar başka bir davada da geçerli olup delil teşkil edeceğinden davacının, inanç ilişkisini kanıtladığı kabul edilmelidir.Bu durumda, Mahkemece, davalı ...’nin ikrarı dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Yargıtay duruşma vekalet ücreti 28.000,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Peşin yatırılan harcın yatırana iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.02.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
Henüz yorum yok.