Yargıtay Kararı Detayı
İlgili Bölüm:... ... i almayarak kazaya sebebiyet verdiğini, davanın ilgili firmaya ihbar edilmesi gerektiğini, destekten yoksun kalan kimselerin devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde olmaları ve ölen ile destekten yoksun kalanlar arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerektiğini, bu durumun ispatı gerektiğini, deste ... ...
Karar Tam Metni
4. Hukuk Dairesi 2022/10325 E. , 2024/2657 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI : 2020/113 E., 2022/95 K.ASIL DAVADADAVACILAR : 1-... (mirasçıları 1-... 2-... 3-... 4-... 5-... 6-...) 2-... 3-... 4-... 5-... vekili Avukat ... DAVALILAR : 1-Adalet Bakanlığı vekili Avukat ... 2-Groupama Sigorta A.Ş. vekili Avukat ... BİRLEŞEN DAVADA DAVACILAR : 1-... 2-... 3-... 4-... vekili Avukat ... DAVA TARİHİ : 08.01.2013 Birleşen Dava-06.10.2020 HÜKÜM/KARAR : Asıl ve Birleşen Davanın Kabulüne Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.İlk derece Mahkemesi kararı davalı ... Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacılar vekili asıl dava dilekçesinde; tek taraflı olarak meydana gelen kazada davacıların murisi...' in vefat ettiğini belirterek ... için 25.000,00 TL maddi, 25.000,00 TL manevi, ... ve Hatice için 10.000,00' er TL maddi, 20.000,00' er TL manevi, Emine ve Rüştü için 2.500,00' er TL maddi, 15.000,00' er TL manevi tazminat talep etmiş, talebini yargılama esnasında ıslahla ... için 228.816,00 TL, ... için 49.035,00 TL, Hatice için 59.773,00 TL, Emine için 16.165,00 TL ve Rüştü için 12.382,00 TL olarak ıslah etmiştir. Davacılar vekili birleşen dava dilekçesinde; asıl davada müteveffa sürücünün eşi, çocukları ve annesi için destekten oksun kalma tazminatı belirlendiğini, Yargıtay bozma kararı sonrası tekrar hesap yapıldığını ancak ilk karar bir kez ıslah edildiğinden ve tekrar ıslah yapılamayacağından fark alacaklarının tahsili için açılan iş bu davada fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile ... için 202.696,00 TL, ... için 26.102,00 TL, Hatice için 34.908,00 TL, Emine için 6.946,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı talep etmiş, taleplerini ... için 659.989,57 TL' ye, ... için 39.573,52 TL, Hatice için 62.776,52 TL, Emine için 25.804,76 TL' ye ıslah etmiştir. II. CEVAPDavalı Groupama Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; poliçede şahıs başına azami poliçe teminat limitinin 50.000,00 TL ile sınırlı olduğunu, kazada vefat eden şahsın, sigortalı aracın sürücüsü olduğunu, Karayolları Trafik Kanunu, Poliçe Genel Şartları ve kökleşmiş Yargıtay kararları uyarınca müvekkili şirketin sorumluluğunun kusur sorumluluğu olduğunu, vefat eden sürücünün kusuru var ise kişinin kendi kusurundan yararlanmayacağını ve yansıma yolu ile mirasçılarının da yararlanmasının mümkün olmadığını, davacıların destekten yoksunluk tazminatı talebinin reddi gerektiğini, vefat eden şahsa Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)' nca bir ödeme yapılmışsa bu ödemenin tazminat miktarından mahsubunun gerekeceğini, sigorta şirketinin temerrüde düşmemiş ve dava açılmasına sebebiyet vermemiş olması sebebiyle aleyhine vekalet ücreti, yargılama giderleri ve faize karar verilmemesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı ... Bakanlığı vekili cevap dilekçesinde; davacıların mirası reddetmiş olduğunu, bu nedenle davacıların aktif dava ehliyetlerinin bulunmadığını, davacıların destekten yoksun kaldıklarına ilişkin maddi ve manevi tazminat taleplerinin zamanaşımına uğramış olduğunu, yol yapımını yapan firmanın yol üzerinde gerekli tedbirleri almayarak kazaya sebebiyet verdiğini, dava konusu trafik kazasının yol yapım şirketinin iş makinelerinin yol çalışmaları sırasında yola bıraktığı toprakların yağış sonrası kayganlaşması ile meydana geldiğini, yol yapım şirketinin ağır kusurunun kazanın meydana gelmesine sebep olduğunu, bu nedenle araç işleteninin kaza sebebi ile meydana gelen zararlardan sorumlu tutulamayacağını, davacıların destekten yoksun kalma tazminatı alabilmeleri için öncelikle düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı ve destekten yoksun kalan kimsenin devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunduğunun ispat edilmesi gerektiğini, davacılara gerek Adalet Teşkilatını Güclendirme Vakfı (ATGV) ve gerekse de SGK tarafından ödemeler yapıldığını, bu ödemelerin maddi tazminatın hesaplanması sırasında dikkate alınarak indirilmesi gerektiğini, kazaya sebep olan yol yapım firmasına davanın ihbarı gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı ... Bakanlığı birleşen davaya cevap dilekçesinde; dava konusu taleplerin zamanaşımına uğradığını, uzamış ceza zamanaşımının sekiz yıl olduğunu, dava tarihi itibariyle zamanaşımının gerçekleştiğini, kazanın üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini, trafik kazasının yol yapım şirketinin yol üzerinde gerekli tedbirleri almayarak kazaya sebebiyet verdiğini, davanın ilgili firmaya ihbar edilmesi gerektiğini, destekten yoksun kalan kimselerin devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde olmaları ve ölen ile destekten yoksun kalanlar arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerektiğini, bu durumun ispatı gerektiğini, desteğin yakınlarına yapılan maddi yardımların hesaplanan maddi tazminattan indirilmesi gerektiğini, faizin dava tarihinden itibaren yasal faiz olması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin 28.01.2016 tarihli ve 2013/14 Esas, 2016/40 Karar sayılı kararıyla; "...Burada işletenin sorumluluğu tehlike sorumluluğudur, hal böyle olunca davalı ... Bakanlığı somut olayda işleten durumundadır, bu nedenle müteveffanın desteğinden yoksun kalan davacılara karşı maddi ve manevi sorumluluğu vardır.Tarafların Groupama Sigorta Şirketi ile sigorta şirketinin sorumlu olduğu bedel oranında ödeme yapması ile sigorta şirketi olan davalı ile duruşma harici uzlaştıkları anlaşılmakla bu davalıya karşı açılan davanın konusuz kaldığı kanaati ile bu hususta karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.Bilirkişi raporu doğrultusunda davacıların hak ettiği destekten yoksun kalma tazminatı miktarından ödeme yapılan kısım çıkartılarak geri kalan miktarın davalı ... Bakanlığından alınarak davacılara verilmesi yönünde aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. Davacıların sosyal ve ekonomik durumu dikkate alınarak manevi tazminatın bir zenginleşme aracı olmadığı hususu göz önünde bulundurulmak sureti ile manevi tazminat taleplerinin aşağıdaki şekilde kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir." gerekçesi ile maddi tazminat açısından davanın kabulüne, davacı ... için 228.816,00 TL, davacı ... için 49.035,00 TL, davacı ... için 59.773,00 TL, davacı ... için 16.165,00 TL, davacı ... için 12.382,00 TL olmak üzere toplam 366.171,00 TL maddi tazminatın 13.01.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... Bakanlığı' ndan tahsiline, davalı Groupama Sigorta A.Ş. aleyhine açılan davanın konusuz kaldığı anlaşılmakla bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, davacıların manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne; davacı ... için 15.000 TL, davacı ... için 10.000,00 TL, davacı ... için 10.000,00 TL, davacı ... için 5.000,00 TL, davacı ... için 5.000,00 TL olmak üzere toplam 45.000,00 TL manevi tazminatın 13.01.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... Bakanlığından alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİA. Bozma Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı ... Bakanlığı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 02.04.2019 tarihli 2016/8050 Esas 2019/3886 Karar sayılı ilamı ile, davalı vekilinin tüm, davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine ancak " Hükme esas alınan aktüerya uzmanı raporunda, ölenin aktif çalışma yaşı 60 olarak kabul edilmiş ve aktif devre hesabı bu yaşa kadar yapılmıştır. Ölenin sıfatına göre sosyal güvenlik yönünden hangi yasalara tabi olduğu son olarak çalıştığı kurumdan sorularak gelen yazı cevabı sonuçlarına göre, desteğin aktif çalışma yaşı sonunun 65 yaş olup olmadığı, 65 yaşın aktif yaşam süresi sonu olduğunun kabulü halinde, yazı cevabı sonucuna göre tazminatın belirlenmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiştir." gerekçesi ile kararın davacılar lehine bozulmasına karar verilmiş, davalı ... Bakanlığının karar düzeltme taleplerinin de reddine karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Kararİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozmaya uyularak müteveffanın çalıştığı Kuruma resen emekliye ayrılacağı yaş sorulmuş, emsal ücret bordroları istenmiş, aktüer bilirkişi raporları alınmış ve ".. Yargıtay 17. HD. 2016/8050 Esas, 2019/3986 Karar sayılı ilamı ile Vezirköprü 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/14 Esas, 2016/40 Karar sayılı ilamını, ölenin aktif çalışma yaşını 60 olarak kabul edildiğini, ve aktif devre hesabının bu yaşa kadar yapıldığını Bu sebeple ölenin aktif çalışma yaşının 65 yaş olup olmadığını usulüne uygun olarak araştırılmasını araştırma sonucunda gelen yazı cevaplarına göre tazminatın belirlenmesi gerektiği gerekçesi ile bozduğu anlaşılmaktadır. Davacılar vekilinin Yargıtayın bozma ilamını Karar Düzeltilmesini talep ettiği, bu talebinin 03.06.2020 tarihinde reddedildiği anlaşılmaktadır. Davacı vekili Vezirköprü 2. Asliye Mahkemesinin 2020/152 Esas sayılı dosyası ile asıl dosyadaki kaza sebebiyle davacılar lehine asıl dosyada bir kez ıslah yoluna başvurduğu bu sebeple birleşen dosyaya açtığı ve maddi tazminat talep ettiği anlaşılmıştır. Davacıların manevi tazminat istemlerine ilişkin kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır. Dosya içine aldırılan, Hukukçu-Bilirkişi A. ...ün 15/02/2022 havale tarihli bilirkişi ek raporunda özetle; TRH 2010 Yaşam Tablosu esas alınıp progresif rant sistemine göre yapılan hesaplamada; davacı eş ...'nın 927.431,19 TL, davacı ...'ın 92.459,26 TL, davacı ...'nin 127.875,26 TL, davacı ...'nin 43.793,68 TL ve dava sırasında ölen davacı ...'nün 8. 979,66 TL tazininat alacakları olduğu belirlenmiş olduğu, her bir davacı, davalı ... şirketinin ödemesi düşüldükten sonra kalan toplam 1.150.539,05 TL tazminat tutarına oranı nisbetindeki alacaklarını, desteğin ölüm tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalı idareden isteyebilecekleri, bu kez; yaklaşık olarak davacı ...'nın %81, ...'ın %08, ...nin %11, Emine'nin %04, Rüştü'nün %01 payı olduğu hesaplandığı bildirilmiştir. Davacılar vekilinin 17/02/2022 havale tarihli ıslah dilekçesi ile; davacıların bakiye tazminat alacaklarından kalanın 6100 sy.lı ys.nın 107. Md göre tespit edilerek, bu aşamada 788.139,92 TL'sinin (659.989,57 TL si ... a, 39.573,52 TL si ...a, 62.776,52 TL si ... a, 25.804,76 TL si ... a verilmek üzere) 13.01.2006 tarihinden itibaren işleyecek ve kamu alacaklarına uygulanan en yüksek gecikme faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ettiği anlaşılarak bilirkişi raporunun usulüne uygun olduğu ve hükme elverişli olduğu anlaşıldığından aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile asıl davada; maddi tazminat açısından davanın kabulüne ile; davacı ... için 228.816,00 TL, davacı ... için 49.035,00 TL, davacı ... için 59.773,00 TL, davacı ... için 16.165,00 TL, davacı ... (mirasçılık belgesindeki hisse oranlarına göre mirasçılarına verilmek üzere) için 12.382,00 TL olmak üzere toplam 366.171,00 TL maddi tazminatın 13.01.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... Bakanlığından alınarak davacılara verilmesine, birleşen davada; maddi tazminat açısından davanın kabulü ile davacı ... için 659.989,57 TL , davacı ... için 39.873,52 TL, davacı ... için 62.776,52 TL, davacı ... için 25.804,76 TL olmak üzere toplam 788.144,37 TL maddi tazminatın 13.01.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... Bakanlığı' ndan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz Yoluna Başvuranlarİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davalı ... Bakanlığı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.B. Temyiz SebepleriAsıl ve birleşen davada davalı ... Bakanlığı vekili; bozma ilamına uyma kararı verilmeden önce usuli işlemler yapılmasının bozma nedeni olduğunu, aktif çalışma döneminin hatalı belirlendiğini, memur kişiler bakımından tümünün 65 yaşına kadar çalışacağının mutlak olmadığının Yargıtay içtihatları ile belirlendiğini, TRH-2010 Yaşam Tablosunun esas alınarak hesap yapılmasının bozma öncesi kullanılan hesap tablosunun başka olması sebebiyle yerinde olmadığını, faiz başlangıcının hatalı belirlendiğini, harç yargılama giderleri bakımından kararda hata bulunduğunu, ayrı ayrı davacılar lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, hesabın da hatalı yapıldığını, birleşen dava temyiz dilekçesinde ise bu temyiz nedenlerine ek olarak birleşen davanın zamanaşımına uğradığını, zamanaşımı def' i ileri sürdükleri halde dikkate alınmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe1. Uyuşmazlık ve Hukuki NitelendirmeUyuşmazlık; asıl davada davalı ... tarafından zorunlu mali mesuliyet sigortası yapılan aracın karıştığı 09.12.2005 tarihli tek taraflı trafik kazasında vefat eden sürücünün desteklerinden yoksun kalan eş, çocuklar, anne ve babanın destekten yoksun kalma tazminatı, birleşen davada ilk davada yapılan ıslah ile bozma sonrası belirlenen destekten yoksun kalma tazminat miktarları arasındaki farkın talebine ilişkindir.2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesi delaletiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427 vd maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53 üncü maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90, 91, 95 ve 109 uncu maddeleri, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 66, 85 inci maddeleri, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları. 3. Değerlendirme 1. Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davalı ... Bakanlığı vekilinin diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Asıl davada bozma öncesi PMF-1931 Yaşam Tablosu ve progresif rant yöntemine göre hesap yapılmış olup olay tarihi 09.12.2005 olduğundan PMF-1931 Yaşam Tablosuna göre hesap yapılması uygundur. Bu husus temyiz sebebi olmadığı gibi bozma nedeni de değildir. Bu bakımdan bozma sonrası TRH-2010 Yaşam Tablosuna göre hesap yapılması yerinde değildir. 3. Olay tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 41 inci maddesinde (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49 uncu maddesi) haksız fiil tanımlanmış, 60 ıncı maddesinde de (TBK 72 nci md) haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine (TBK 72 nci maddesinde 2 ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri öngörülmüştür) tabi olduğu belirtilmiştir.Buna karşılık 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/1 inci maddesinde; motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler için, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde kaza gününden başlayarak 10 yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Maddenin özellikle 2 nci fıkrasında "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğarsa" ifadesi ile kanun koyucu, taraf ayrımı yapmaksızın (davacı, davalı veya dava dışı 3. kişi) fiil cezayı gerektiriyor ise, uzamış ceza zamanaşımının uygulanacağını kabul etmiştir. Görüldüğü gibi, BK'nın 60 ve 2918 sayılı KTK'nın 109/2 nci maddesindeki düzenlemeler, zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden birbirine paraleldir. Aralarındaki tek fark, zamanaşımı süresinin trafik kazalarından doğan tazminat talepleri bakımından 1 yıl yerine, 2 yıl olarak öngörülmesidir. (TBK'nın 72 nci maddesi ile bu konuda da paralellik sağlanmıştır.)Haksız fiile dayanan tazminat isteminde zamanaşımının işlemeye başlayacağı tarih, zararın ve zarar sorumlusunun öğrenildiği andır. Açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; kaza sonucu sadece davacının desteği sürücü vefat etmiş, başkaca kimse yaralanmamış, hayatını kaybetmemiştir. Kaza tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre söz konusu eylem trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu olup zamanaşımı süresi 8 yıldır. Davaya konu trafik kazası 09.12.2005 tarihinde meydana gelmiş, birleşen dava ise 06.10.2020 tarihinde açılmıştır. Davalı taraf süresinde davaya konu alacağın zamanaşımına uğradığı savunmasında bulunmuştur.Açıklanan nedenlerle; olay tarihi ve birleşen dava tarihi dikkate alındığında KTK'nın 109/2 nci maddesindeki uzamış ceza zamanaşımı süresi içinde davanın açılmadığı gözetilerek, zamanaşımı süresi geçtiğinden davanın ıslah da edilemeyeceği dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekir. VI.KARAR1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı ... Bakanlığı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,2. Değerlendirme bölümünün (2) ve (3) numaralı bentlerinde açıklanan sebeplerle davalı ... Bakanlığı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan hükmün BOZULMASINA,Dosyanın mahkemesine gönderilmesine,11.03.2024 tarihinde Başkan ... ve Üye ...'un karşı oyu ile Üye ...'ün farklı gerekçesi ve oy çokluğuyla karar verildi.(Karşı Oy)(Karşı Oy)KARŞI OYDava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.Uyuşmazlıkların bir an önce sonuçlandırılmayıp uzun süre askıda bırakılmasının toplumun barış ve huzurunu bozacağı düşünülerek yargı yoluyla hak aramaya konulan zaman sınırı olarak öngörülen zamanaşımı bir borcu doğuran, değiştiren, ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır.Borçlar Kanunu'nun 41. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. BK'nın 60. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıllık subjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, her halde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanaşımı süresi ile olağanüstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir(EREN Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 794). Buna karşılık, özel bir kanun hükmünün, özel olarak zamanaşımı süresi öngördüğü tehlike sorumluluklarında BK m. 60 uygulanmaz. 2918 sayılı KTK'nın 109/I. maddesinde "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar." hükmüne, yine aynı Kanunun 109/II. maddesinde ise, "Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir." hükmüne yer verilmiştir.Aynı fiil bazen hem hukuki sorumluluğu gerektiren, hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngördüğü hallerde, tazminat davasının daha önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak BK 60/II (6098 sayılı TBK m. 72/I), özel olarak da KTK 109/II. maddesinde düzenleme yapmıştır.Burada üzerinde durulması gereken, 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya Güvence Hesabı) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olup aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK'nın 10.10.2001 gün 2001/19-652-705, HGK'nın 16.04.2008 gün 2008/4-326-325 ve HGK'nın 05.06.2015 gün 2014/17-2198 E. 2015-1495 K. sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir).Ayrıca ceza zamanaşımının uygulanması yönünden hukuk hakiminin tazminat davasını görürken, ceza hukuku kurallarıyla ve özellikle ceza mahkemesinin fail hakkında vermiş olduğu beraat veya mahkumiyet kararıyla bağlı olup olmadığı BK 53. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddede hukuk hakiminin ceza hukuku kurallarıyla bağlı olmadığı hükme bağlandığı gibi, ceza mahkemesi kararlarıyla da bağlı olmadığı düzenlenmiştir. Bununla birlikte suçun işlendiğine veya işlenmediğine ilişkin ceza mahkemesinin kesin kararı varsa, hukuk hakimi bu kararla bağlıdır. Görüldüğü gibi ceza mahkemesince haksız eylemin suç niteliği saptanmamış ise hukuk hakimine bunu kendiliğinden ve özgürce araştırma ve sonucuna göre karar verme yetkisi tanınmıştır.Somut olayda dosya kapsamından 09.12.2005 tarihinde gerçekleşen tek taraflı trafik kazası sonucu araç sürücüsü olan davacının desteğinin vefat ettiği anlaşılmakta olup, asıl dava 08.01.2013, birleşen dava ise 06.10.2020 tarihinde açılmıştır. Yerel mahkemece davalının zamanaşımı itirazı tartışılmadan karar verilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere, KTK'nın 109/II. maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için kamu davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması aranmamakta olup cezayı gerektiren fiilin varlığı yeterlidir. Ölümle sonuçlanan söz konusu trafik kazası da bu anlamda cezayı gerektiren bir fiil niteliğindedir. Yasa koyucunun amacı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca tehlike sorumluluğunu doğuran olaylarda sorumlulara karşı daha uzun zamanaşımı süresi içerisinde yönelmeyi sağlamaktır. KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasındaki “cezayı gerektiren fiil” ifadesinin seçilmesi zamanaşımı yönünden yukarıda da açıklandığı gibi soruşturma veya kovuşturma yapılması koşullarının aranmadığı sonucunu doğurmaktadır. Buna göre suça konu eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 85. ve 66/1-d maddelerinde öngörülen 15 yıllık ceza zamanaşımı süresi dikkate alındığında zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan sebeplerle mahkemece davalının zamanaşımı itirazının reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, Sayın Çoğunluğun sürücü desteğin eylemi trafik güvenliğini tehlikeye sokma olarak nitelendirilerek 8 yıllık zamanaşımı dolduğundan bahisle birleşen davanın zamanaşımından reddedilmesi gerektiği yönündeki bozma gerekçesine katılmıyoruz. FARKLI GEREKÇEDava; davacıların desteği olan sürücünün %100 kendi kusuruyla meydana gelen trafik kazası sonucu ölümü nedeniyle ölenin desteğinden yoksun kalan mirasçının açtığı destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Davalı taraf süresinde zamanaşımı def'inde bulunmuştur.Birleşen davadaki talep ve bozmaya göre uyuşmazlığın konusu trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle destekten kalma tazminatına ilişkin olduğundan somut olayda, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 109. maddesi uygulanacaktır. Anılan düzenleme uyarınca motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhâlde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.Öncelikle belirtilmelidir ki ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için eylemin suç teşkil etmesi yeterli olup mahkûmiyet veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi aranmayacağı gibi suçun çeşitli nedenlerle soruşturulamaması da ceza zamanaşımının uygulanmasını engellemez. Ceza mahkemesince suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin kesin olarak hükme bağlandığı hâllerde hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin bu tespiti ile bağlı olmakla birlikte dava konusu eylemin suç teşkil edip etmediğini kural olarak hukuk hâkimi belirleyecektir.Somut davada davacıların desteği olan sürücü... Tosun, sevk ve idaresindeki ambulansın yoldan çıkarak devrilmesi sonucu %100 kusurlu olarak 09/12/2005 tarihinde vefat etmiş, birleşen dava ise 06/10/2020 tarihinde açılmıştır.Dairemizin çoğunluğu ile farklı kanaate vardığım husus, dava konusu eylemin suç teşkil edip etmediği, ediyorsa taksirle öldürme suçuna mı yoksa trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçuna mı vücut verdiği hususudur.a) Taksirle Öldürme Suçu Bakımından Değerlendirme5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 85. maddesi uyarınca kanun koyucu, taksirle bir veya birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma hâllerini cezai müeyyideye bağlamıştır.Söz konusu suçun konusu, taksirle bir kişinin öldürülmesi eylemidir. Ölenin desteğinden yoksun kaldığını iddia eden davacı, kanun gereği ölüme sebebiyet vermekten sorumlu olan aleyhine tazminat davası açmaktadır. Somut davada olduğu gibi kişinin tamamen kendi kusuruyla ölümüne neden olması hâlinde taksirle öldürme suçunun tek muhatabı ölenin kendisi olduğundan ölen bakımından cezayı gerektiren bir fiilden bahsedebilmek mümkün değildir. Dolayısıyla dava, destek bakımından cezayı gerektiren bir fiilden doğmadığından bu suç için öngörülen zamanaşımı süresinin eldeki tazminat davasında uygulanması mümkün değildir.b) Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu Bakımından Değerlendirme5237 sayılı TCK’nın 179. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare eden; alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde olmasına rağmen araç kullanan kişiler cezalandırılmaktadır.Söz konusu suç TCK’nın “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü kısmının “Genel Tehlike Yaratan Suçlar” başlıklı birinci bölümünde yer almakta olup kasten işlenebilen bir suçtur. Tamamıyla kendi kusuruyla tek taraflı trafik kazasında ölümüne neden olan kişinin eyleminde davanın, cezayı gerektiren bir fiilden kaynaklandığından bahsetmek mümkün değildir. Çünkü davanın konusu, ölenin desteğinden yoksun kaldıklarını iddia eden kişilerin, kanun gereği ölüme sebebiyet vermekten sorumlu olanlar aleyhine açtıkları tazminata ilişkin olup, zarar trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan doğan bir sonuç değildir.Haksız fiilin konusu ölümle neticelenen trafik kazası sonucu ortaya çıkan zararın tazmini, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun konusu ise genel tehlike yaratan suçun cezalandırılmasına ilişkindir. Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan kaynaklanan bir zarar ve bunun giderilmesinde yarışan haklar söz konusu olmadığı gibi ceza yargılamasının beklenmesiyle hukuk davası bakımından elde edilecek bir yarar da bulunmamaktadır. Aksi takdirde kişinin tamamen kendi kusuruyla ölümünden, diğer taraf aleyhine sonuç çıkarılmış olur ki kanun koyucunun amacının bu olmadığı açıktır.Öte yandan uzamış zamanaşımının benimsenmesinde kanun koyucunun bir diğer amacı da ceza ve hukuk yargılaması arasındaki paralelliği sağlamak ve ceza yargılaması için öngörülmüş zamanaşımı süresince suçtan zarar görenin hakkını arama imkânını kaybetmesini önlemektir. Böylece esasen; hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik, hukuki güvenlik, yargı kararlarındaki istikrar ve yargıya güven tesis edilmektedir. Buna karşılık kişinin tamamen kendi kusuruyla ölümüne neden olma eyleminden doğan zarar ile trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu arasında böyle bir bağlantı kurulabilmesi de mümkün değildir.Yukarıda açıklandığı üzere somut olayda tazminat davası, cezayı gerektiren bir fiilden doğmadığı için uzamış (ceza) zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla zamanaşımı süresinin, 2918 sayılı Kanun’un 109. maddesinin birinci fıkrası uyarınca zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhâlde, kaza gününden başlayarak on yıl olması gerektiği açıktır. Bu itibarla birleşen davanın açıldığı 06.10.2020 tarihi itibariyle çoğunluk görüşünden farklı olarak ceza zamanaşımı değil, 2918 sayılı Kanun’daki iki ve on yıllık zamanaşımı süreleri dolduğu gerekçesiyle ve farklı düşünceyle kararın bozulması gerektiği görüşüne sonuç olarak katılıyorum
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI : 2020/113 E., 2022/95 K.ASIL DAVADADAVACILAR : 1-... (mirasçıları 1-... 2-... 3-... 4-... 5-... 6-...) 2-... 3-... 4-... 5-... vekili Avukat ... DAVALILAR : 1-Adalet Bakanlığı vekili Avukat ... 2-Groupama Sigorta A.Ş. vekili Avukat ... BİRLEŞEN DAVADA DAVACILAR : 1-... 2-... 3-... 4-... vekili Avukat ... DAVA TARİHİ : 08.01.2013 Birleşen Dava-06.10.2020 HÜKÜM/KARAR : Asıl ve Birleşen Davanın Kabulüne Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.İlk derece Mahkemesi kararı davalı ... Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacılar vekili asıl dava dilekçesinde; tek taraflı olarak meydana gelen kazada davacıların murisi...' in vefat ettiğini belirterek ... için 25.000,00 TL maddi, 25.000,00 TL manevi, ... ve Hatice için 10.000,00' er TL maddi, 20.000,00' er TL manevi, Emine ve Rüştü için 2.500,00' er TL maddi, 15.000,00' er TL manevi tazminat talep etmiş, talebini yargılama esnasında ıslahla ... için 228.816,00 TL, ... için 49.035,00 TL, Hatice için 59.773,00 TL, Emine için 16.165,00 TL ve Rüştü için 12.382,00 TL olarak ıslah etmiştir. Davacılar vekili birleşen dava dilekçesinde; asıl davada müteveffa sürücünün eşi, çocukları ve annesi için destekten oksun kalma tazminatı belirlendiğini, Yargıtay bozma kararı sonrası tekrar hesap yapıldığını ancak ilk karar bir kez ıslah edildiğinden ve tekrar ıslah yapılamayacağından fark alacaklarının tahsili için açılan iş bu davada fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile ... için 202.696,00 TL, ... için 26.102,00 TL, Hatice için 34.908,00 TL, Emine için 6.946,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı talep etmiş, taleplerini ... için 659.989,57 TL' ye, ... için 39.573,52 TL, Hatice için 62.776,52 TL, Emine için 25.804,76 TL' ye ıslah etmiştir. II. CEVAPDavalı Groupama Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; poliçede şahıs başına azami poliçe teminat limitinin 50.000,00 TL ile sınırlı olduğunu, kazada vefat eden şahsın, sigortalı aracın sürücüsü olduğunu, Karayolları Trafik Kanunu, Poliçe Genel Şartları ve kökleşmiş Yargıtay kararları uyarınca müvekkili şirketin sorumluluğunun kusur sorumluluğu olduğunu, vefat eden sürücünün kusuru var ise kişinin kendi kusurundan yararlanmayacağını ve yansıma yolu ile mirasçılarının da yararlanmasının mümkün olmadığını, davacıların destekten yoksunluk tazminatı talebinin reddi gerektiğini, vefat eden şahsa Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)' nca bir ödeme yapılmışsa bu ödemenin tazminat miktarından mahsubunun gerekeceğini, sigorta şirketinin temerrüde düşmemiş ve dava açılmasına sebebiyet vermemiş olması sebebiyle aleyhine vekalet ücreti, yargılama giderleri ve faize karar verilmemesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı ... Bakanlığı vekili cevap dilekçesinde; davacıların mirası reddetmiş olduğunu, bu nedenle davacıların aktif dava ehliyetlerinin bulunmadığını, davacıların destekten yoksun kaldıklarına ilişkin maddi ve manevi tazminat taleplerinin zamanaşımına uğramış olduğunu, yol yapımını yapan firmanın yol üzerinde gerekli tedbirleri almayarak kazaya sebebiyet verdiğini, dava konusu trafik kazasının yol yapım şirketinin iş makinelerinin yol çalışmaları sırasında yola bıraktığı toprakların yağış sonrası kayganlaşması ile meydana geldiğini, yol yapım şirketinin ağır kusurunun kazanın meydana gelmesine sebep olduğunu, bu nedenle araç işleteninin kaza sebebi ile meydana gelen zararlardan sorumlu tutulamayacağını, davacıların destekten yoksun kalma tazminatı alabilmeleri için öncelikle düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı ve destekten yoksun kalan kimsenin devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunduğunun ispat edilmesi gerektiğini, davacılara gerek Adalet Teşkilatını Güclendirme Vakfı (ATGV) ve gerekse de SGK tarafından ödemeler yapıldığını, bu ödemelerin maddi tazminatın hesaplanması sırasında dikkate alınarak indirilmesi gerektiğini, kazaya sebep olan yol yapım firmasına davanın ihbarı gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı ... Bakanlığı birleşen davaya cevap dilekçesinde; dava konusu taleplerin zamanaşımına uğradığını, uzamış ceza zamanaşımının sekiz yıl olduğunu, dava tarihi itibariyle zamanaşımının gerçekleştiğini, kazanın üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini, trafik kazasının yol yapım şirketinin yol üzerinde gerekli tedbirleri almayarak kazaya sebebiyet verdiğini, davanın ilgili firmaya ihbar edilmesi gerektiğini, destekten yoksun kalan kimselerin devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde olmaları ve ölen ile destekten yoksun kalanlar arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerektiğini, bu durumun ispatı gerektiğini, desteğin yakınlarına yapılan maddi yardımların hesaplanan maddi tazminattan indirilmesi gerektiğini, faizin dava tarihinden itibaren yasal faiz olması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin 28.01.2016 tarihli ve 2013/14 Esas, 2016/40 Karar sayılı kararıyla; "...Burada işletenin sorumluluğu tehlike sorumluluğudur, hal böyle olunca davalı ... Bakanlığı somut olayda işleten durumundadır, bu nedenle müteveffanın desteğinden yoksun kalan davacılara karşı maddi ve manevi sorumluluğu vardır.Tarafların Groupama Sigorta Şirketi ile sigorta şirketinin sorumlu olduğu bedel oranında ödeme yapması ile sigorta şirketi olan davalı ile duruşma harici uzlaştıkları anlaşılmakla bu davalıya karşı açılan davanın konusuz kaldığı kanaati ile bu hususta karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.Bilirkişi raporu doğrultusunda davacıların hak ettiği destekten yoksun kalma tazminatı miktarından ödeme yapılan kısım çıkartılarak geri kalan miktarın davalı ... Bakanlığından alınarak davacılara verilmesi yönünde aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. Davacıların sosyal ve ekonomik durumu dikkate alınarak manevi tazminatın bir zenginleşme aracı olmadığı hususu göz önünde bulundurulmak sureti ile manevi tazminat taleplerinin aşağıdaki şekilde kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir." gerekçesi ile maddi tazminat açısından davanın kabulüne, davacı ... için 228.816,00 TL, davacı ... için 49.035,00 TL, davacı ... için 59.773,00 TL, davacı ... için 16.165,00 TL, davacı ... için 12.382,00 TL olmak üzere toplam 366.171,00 TL maddi tazminatın 13.01.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... Bakanlığı' ndan tahsiline, davalı Groupama Sigorta A.Ş. aleyhine açılan davanın konusuz kaldığı anlaşılmakla bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, davacıların manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne; davacı ... için 15.000 TL, davacı ... için 10.000,00 TL, davacı ... için 10.000,00 TL, davacı ... için 5.000,00 TL, davacı ... için 5.000,00 TL olmak üzere toplam 45.000,00 TL manevi tazminatın 13.01.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... Bakanlığından alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİA. Bozma Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı ... Bakanlığı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 02.04.2019 tarihli 2016/8050 Esas 2019/3886 Karar sayılı ilamı ile, davalı vekilinin tüm, davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine ancak " Hükme esas alınan aktüerya uzmanı raporunda, ölenin aktif çalışma yaşı 60 olarak kabul edilmiş ve aktif devre hesabı bu yaşa kadar yapılmıştır. Ölenin sıfatına göre sosyal güvenlik yönünden hangi yasalara tabi olduğu son olarak çalıştığı kurumdan sorularak gelen yazı cevabı sonuçlarına göre, desteğin aktif çalışma yaşı sonunun 65 yaş olup olmadığı, 65 yaşın aktif yaşam süresi sonu olduğunun kabulü halinde, yazı cevabı sonucuna göre tazminatın belirlenmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiştir." gerekçesi ile kararın davacılar lehine bozulmasına karar verilmiş, davalı ... Bakanlığının karar düzeltme taleplerinin de reddine karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Kararİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozmaya uyularak müteveffanın çalıştığı Kuruma resen emekliye ayrılacağı yaş sorulmuş, emsal ücret bordroları istenmiş, aktüer bilirkişi raporları alınmış ve ".. Yargıtay 17. HD. 2016/8050 Esas, 2019/3986 Karar sayılı ilamı ile Vezirköprü 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/14 Esas, 2016/40 Karar sayılı ilamını, ölenin aktif çalışma yaşını 60 olarak kabul edildiğini, ve aktif devre hesabının bu yaşa kadar yapıldığını Bu sebeple ölenin aktif çalışma yaşının 65 yaş olup olmadığını usulüne uygun olarak araştırılmasını araştırma sonucunda gelen yazı cevaplarına göre tazminatın belirlenmesi gerektiği gerekçesi ile bozduğu anlaşılmaktadır. Davacılar vekilinin Yargıtayın bozma ilamını Karar Düzeltilmesini talep ettiği, bu talebinin 03.06.2020 tarihinde reddedildiği anlaşılmaktadır. Davacı vekili Vezirköprü 2. Asliye Mahkemesinin 2020/152 Esas sayılı dosyası ile asıl dosyadaki kaza sebebiyle davacılar lehine asıl dosyada bir kez ıslah yoluna başvurduğu bu sebeple birleşen dosyaya açtığı ve maddi tazminat talep ettiği anlaşılmıştır. Davacıların manevi tazminat istemlerine ilişkin kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır. Dosya içine aldırılan, Hukukçu-Bilirkişi A. ...ün 15/02/2022 havale tarihli bilirkişi ek raporunda özetle; TRH 2010 Yaşam Tablosu esas alınıp progresif rant sistemine göre yapılan hesaplamada; davacı eş ...'nın 927.431,19 TL, davacı ...'ın 92.459,26 TL, davacı ...'nin 127.875,26 TL, davacı ...'nin 43.793,68 TL ve dava sırasında ölen davacı ...'nün 8. 979,66 TL tazininat alacakları olduğu belirlenmiş olduğu, her bir davacı, davalı ... şirketinin ödemesi düşüldükten sonra kalan toplam 1.150.539,05 TL tazminat tutarına oranı nisbetindeki alacaklarını, desteğin ölüm tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalı idareden isteyebilecekleri, bu kez; yaklaşık olarak davacı ...'nın %81, ...'ın %08, ...nin %11, Emine'nin %04, Rüştü'nün %01 payı olduğu hesaplandığı bildirilmiştir. Davacılar vekilinin 17/02/2022 havale tarihli ıslah dilekçesi ile; davacıların bakiye tazminat alacaklarından kalanın 6100 sy.lı ys.nın 107. Md göre tespit edilerek, bu aşamada 788.139,92 TL'sinin (659.989,57 TL si ... a, 39.573,52 TL si ...a, 62.776,52 TL si ... a, 25.804,76 TL si ... a verilmek üzere) 13.01.2006 tarihinden itibaren işleyecek ve kamu alacaklarına uygulanan en yüksek gecikme faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ettiği anlaşılarak bilirkişi raporunun usulüne uygun olduğu ve hükme elverişli olduğu anlaşıldığından aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile asıl davada; maddi tazminat açısından davanın kabulüne ile; davacı ... için 228.816,00 TL, davacı ... için 49.035,00 TL, davacı ... için 59.773,00 TL, davacı ... için 16.165,00 TL, davacı ... (mirasçılık belgesindeki hisse oranlarına göre mirasçılarına verilmek üzere) için 12.382,00 TL olmak üzere toplam 366.171,00 TL maddi tazminatın 13.01.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... Bakanlığından alınarak davacılara verilmesine, birleşen davada; maddi tazminat açısından davanın kabulü ile davacı ... için 659.989,57 TL , davacı ... için 39.873,52 TL, davacı ... için 62.776,52 TL, davacı ... için 25.804,76 TL olmak üzere toplam 788.144,37 TL maddi tazminatın 13.01.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... Bakanlığı' ndan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz Yoluna Başvuranlarİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davalı ... Bakanlığı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.B. Temyiz SebepleriAsıl ve birleşen davada davalı ... Bakanlığı vekili; bozma ilamına uyma kararı verilmeden önce usuli işlemler yapılmasının bozma nedeni olduğunu, aktif çalışma döneminin hatalı belirlendiğini, memur kişiler bakımından tümünün 65 yaşına kadar çalışacağının mutlak olmadığının Yargıtay içtihatları ile belirlendiğini, TRH-2010 Yaşam Tablosunun esas alınarak hesap yapılmasının bozma öncesi kullanılan hesap tablosunun başka olması sebebiyle yerinde olmadığını, faiz başlangıcının hatalı belirlendiğini, harç yargılama giderleri bakımından kararda hata bulunduğunu, ayrı ayrı davacılar lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, hesabın da hatalı yapıldığını, birleşen dava temyiz dilekçesinde ise bu temyiz nedenlerine ek olarak birleşen davanın zamanaşımına uğradığını, zamanaşımı def' i ileri sürdükleri halde dikkate alınmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe1. Uyuşmazlık ve Hukuki NitelendirmeUyuşmazlık; asıl davada davalı ... tarafından zorunlu mali mesuliyet sigortası yapılan aracın karıştığı 09.12.2005 tarihli tek taraflı trafik kazasında vefat eden sürücünün desteklerinden yoksun kalan eş, çocuklar, anne ve babanın destekten yoksun kalma tazminatı, birleşen davada ilk davada yapılan ıslah ile bozma sonrası belirlenen destekten yoksun kalma tazminat miktarları arasındaki farkın talebine ilişkindir.2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesi delaletiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427 vd maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53 üncü maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90, 91, 95 ve 109 uncu maddeleri, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 66, 85 inci maddeleri, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları. 3. Değerlendirme 1. Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davalı ... Bakanlığı vekilinin diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Asıl davada bozma öncesi PMF-1931 Yaşam Tablosu ve progresif rant yöntemine göre hesap yapılmış olup olay tarihi 09.12.2005 olduğundan PMF-1931 Yaşam Tablosuna göre hesap yapılması uygundur. Bu husus temyiz sebebi olmadığı gibi bozma nedeni de değildir. Bu bakımdan bozma sonrası TRH-2010 Yaşam Tablosuna göre hesap yapılması yerinde değildir. 3. Olay tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 41 inci maddesinde (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49 uncu maddesi) haksız fiil tanımlanmış, 60 ıncı maddesinde de (TBK 72 nci md) haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine (TBK 72 nci maddesinde 2 ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri öngörülmüştür) tabi olduğu belirtilmiştir.Buna karşılık 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/1 inci maddesinde; motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler için, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde kaza gününden başlayarak 10 yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Maddenin özellikle 2 nci fıkrasında "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğarsa" ifadesi ile kanun koyucu, taraf ayrımı yapmaksızın (davacı, davalı veya dava dışı 3. kişi) fiil cezayı gerektiriyor ise, uzamış ceza zamanaşımının uygulanacağını kabul etmiştir. Görüldüğü gibi, BK'nın 60 ve 2918 sayılı KTK'nın 109/2 nci maddesindeki düzenlemeler, zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden birbirine paraleldir. Aralarındaki tek fark, zamanaşımı süresinin trafik kazalarından doğan tazminat talepleri bakımından 1 yıl yerine, 2 yıl olarak öngörülmesidir. (TBK'nın 72 nci maddesi ile bu konuda da paralellik sağlanmıştır.)Haksız fiile dayanan tazminat isteminde zamanaşımının işlemeye başlayacağı tarih, zararın ve zarar sorumlusunun öğrenildiği andır. Açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; kaza sonucu sadece davacının desteği sürücü vefat etmiş, başkaca kimse yaralanmamış, hayatını kaybetmemiştir. Kaza tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre söz konusu eylem trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu olup zamanaşımı süresi 8 yıldır. Davaya konu trafik kazası 09.12.2005 tarihinde meydana gelmiş, birleşen dava ise 06.10.2020 tarihinde açılmıştır. Davalı taraf süresinde davaya konu alacağın zamanaşımına uğradığı savunmasında bulunmuştur.Açıklanan nedenlerle; olay tarihi ve birleşen dava tarihi dikkate alındığında KTK'nın 109/2 nci maddesindeki uzamış ceza zamanaşımı süresi içinde davanın açılmadığı gözetilerek, zamanaşımı süresi geçtiğinden davanın ıslah da edilemeyeceği dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekir. VI.KARAR1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı ... Bakanlığı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,2. Değerlendirme bölümünün (2) ve (3) numaralı bentlerinde açıklanan sebeplerle davalı ... Bakanlığı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan hükmün BOZULMASINA,Dosyanın mahkemesine gönderilmesine,11.03.2024 tarihinde Başkan ... ve Üye ...'un karşı oyu ile Üye ...'ün farklı gerekçesi ve oy çokluğuyla karar verildi.(Karşı Oy)(Karşı Oy)KARŞI OYDava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.Uyuşmazlıkların bir an önce sonuçlandırılmayıp uzun süre askıda bırakılmasının toplumun barış ve huzurunu bozacağı düşünülerek yargı yoluyla hak aramaya konulan zaman sınırı olarak öngörülen zamanaşımı bir borcu doğuran, değiştiren, ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır.Borçlar Kanunu'nun 41. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. BK'nın 60. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıllık subjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, her halde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanaşımı süresi ile olağanüstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir(EREN Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 794). Buna karşılık, özel bir kanun hükmünün, özel olarak zamanaşımı süresi öngördüğü tehlike sorumluluklarında BK m. 60 uygulanmaz. 2918 sayılı KTK'nın 109/I. maddesinde "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar." hükmüne, yine aynı Kanunun 109/II. maddesinde ise, "Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir." hükmüne yer verilmiştir.Aynı fiil bazen hem hukuki sorumluluğu gerektiren, hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngördüğü hallerde, tazminat davasının daha önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak BK 60/II (6098 sayılı TBK m. 72/I), özel olarak da KTK 109/II. maddesinde düzenleme yapmıştır.Burada üzerinde durulması gereken, 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya Güvence Hesabı) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olup aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK'nın 10.10.2001 gün 2001/19-652-705, HGK'nın 16.04.2008 gün 2008/4-326-325 ve HGK'nın 05.06.2015 gün 2014/17-2198 E. 2015-1495 K. sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir).Ayrıca ceza zamanaşımının uygulanması yönünden hukuk hakiminin tazminat davasını görürken, ceza hukuku kurallarıyla ve özellikle ceza mahkemesinin fail hakkında vermiş olduğu beraat veya mahkumiyet kararıyla bağlı olup olmadığı BK 53. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddede hukuk hakiminin ceza hukuku kurallarıyla bağlı olmadığı hükme bağlandığı gibi, ceza mahkemesi kararlarıyla da bağlı olmadığı düzenlenmiştir. Bununla birlikte suçun işlendiğine veya işlenmediğine ilişkin ceza mahkemesinin kesin kararı varsa, hukuk hakimi bu kararla bağlıdır. Görüldüğü gibi ceza mahkemesince haksız eylemin suç niteliği saptanmamış ise hukuk hakimine bunu kendiliğinden ve özgürce araştırma ve sonucuna göre karar verme yetkisi tanınmıştır.Somut olayda dosya kapsamından 09.12.2005 tarihinde gerçekleşen tek taraflı trafik kazası sonucu araç sürücüsü olan davacının desteğinin vefat ettiği anlaşılmakta olup, asıl dava 08.01.2013, birleşen dava ise 06.10.2020 tarihinde açılmıştır. Yerel mahkemece davalının zamanaşımı itirazı tartışılmadan karar verilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere, KTK'nın 109/II. maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için kamu davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması aranmamakta olup cezayı gerektiren fiilin varlığı yeterlidir. Ölümle sonuçlanan söz konusu trafik kazası da bu anlamda cezayı gerektiren bir fiil niteliğindedir. Yasa koyucunun amacı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca tehlike sorumluluğunu doğuran olaylarda sorumlulara karşı daha uzun zamanaşımı süresi içerisinde yönelmeyi sağlamaktır. KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasındaki “cezayı gerektiren fiil” ifadesinin seçilmesi zamanaşımı yönünden yukarıda da açıklandığı gibi soruşturma veya kovuşturma yapılması koşullarının aranmadığı sonucunu doğurmaktadır. Buna göre suça konu eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 85. ve 66/1-d maddelerinde öngörülen 15 yıllık ceza zamanaşımı süresi dikkate alındığında zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan sebeplerle mahkemece davalının zamanaşımı itirazının reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, Sayın Çoğunluğun sürücü desteğin eylemi trafik güvenliğini tehlikeye sokma olarak nitelendirilerek 8 yıllık zamanaşımı dolduğundan bahisle birleşen davanın zamanaşımından reddedilmesi gerektiği yönündeki bozma gerekçesine katılmıyoruz. FARKLI GEREKÇEDava; davacıların desteği olan sürücünün %100 kendi kusuruyla meydana gelen trafik kazası sonucu ölümü nedeniyle ölenin desteğinden yoksun kalan mirasçının açtığı destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Davalı taraf süresinde zamanaşımı def'inde bulunmuştur.Birleşen davadaki talep ve bozmaya göre uyuşmazlığın konusu trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle destekten kalma tazminatına ilişkin olduğundan somut olayda, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 109. maddesi uygulanacaktır. Anılan düzenleme uyarınca motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhâlde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.Öncelikle belirtilmelidir ki ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için eylemin suç teşkil etmesi yeterli olup mahkûmiyet veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi aranmayacağı gibi suçun çeşitli nedenlerle soruşturulamaması da ceza zamanaşımının uygulanmasını engellemez. Ceza mahkemesince suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin kesin olarak hükme bağlandığı hâllerde hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin bu tespiti ile bağlı olmakla birlikte dava konusu eylemin suç teşkil edip etmediğini kural olarak hukuk hâkimi belirleyecektir.Somut davada davacıların desteği olan sürücü... Tosun, sevk ve idaresindeki ambulansın yoldan çıkarak devrilmesi sonucu %100 kusurlu olarak 09/12/2005 tarihinde vefat etmiş, birleşen dava ise 06/10/2020 tarihinde açılmıştır.Dairemizin çoğunluğu ile farklı kanaate vardığım husus, dava konusu eylemin suç teşkil edip etmediği, ediyorsa taksirle öldürme suçuna mı yoksa trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçuna mı vücut verdiği hususudur.a) Taksirle Öldürme Suçu Bakımından Değerlendirme5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 85. maddesi uyarınca kanun koyucu, taksirle bir veya birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma hâllerini cezai müeyyideye bağlamıştır.Söz konusu suçun konusu, taksirle bir kişinin öldürülmesi eylemidir. Ölenin desteğinden yoksun kaldığını iddia eden davacı, kanun gereği ölüme sebebiyet vermekten sorumlu olan aleyhine tazminat davası açmaktadır. Somut davada olduğu gibi kişinin tamamen kendi kusuruyla ölümüne neden olması hâlinde taksirle öldürme suçunun tek muhatabı ölenin kendisi olduğundan ölen bakımından cezayı gerektiren bir fiilden bahsedebilmek mümkün değildir. Dolayısıyla dava, destek bakımından cezayı gerektiren bir fiilden doğmadığından bu suç için öngörülen zamanaşımı süresinin eldeki tazminat davasında uygulanması mümkün değildir.b) Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu Bakımından Değerlendirme5237 sayılı TCK’nın 179. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare eden; alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde olmasına rağmen araç kullanan kişiler cezalandırılmaktadır.Söz konusu suç TCK’nın “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü kısmının “Genel Tehlike Yaratan Suçlar” başlıklı birinci bölümünde yer almakta olup kasten işlenebilen bir suçtur. Tamamıyla kendi kusuruyla tek taraflı trafik kazasında ölümüne neden olan kişinin eyleminde davanın, cezayı gerektiren bir fiilden kaynaklandığından bahsetmek mümkün değildir. Çünkü davanın konusu, ölenin desteğinden yoksun kaldıklarını iddia eden kişilerin, kanun gereği ölüme sebebiyet vermekten sorumlu olanlar aleyhine açtıkları tazminata ilişkin olup, zarar trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan doğan bir sonuç değildir.Haksız fiilin konusu ölümle neticelenen trafik kazası sonucu ortaya çıkan zararın tazmini, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun konusu ise genel tehlike yaratan suçun cezalandırılmasına ilişkindir. Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan kaynaklanan bir zarar ve bunun giderilmesinde yarışan haklar söz konusu olmadığı gibi ceza yargılamasının beklenmesiyle hukuk davası bakımından elde edilecek bir yarar da bulunmamaktadır. Aksi takdirde kişinin tamamen kendi kusuruyla ölümünden, diğer taraf aleyhine sonuç çıkarılmış olur ki kanun koyucunun amacının bu olmadığı açıktır.Öte yandan uzamış zamanaşımının benimsenmesinde kanun koyucunun bir diğer amacı da ceza ve hukuk yargılaması arasındaki paralelliği sağlamak ve ceza yargılaması için öngörülmüş zamanaşımı süresince suçtan zarar görenin hakkını arama imkânını kaybetmesini önlemektir. Böylece esasen; hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik, hukuki güvenlik, yargı kararlarındaki istikrar ve yargıya güven tesis edilmektedir. Buna karşılık kişinin tamamen kendi kusuruyla ölümüne neden olma eyleminden doğan zarar ile trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu arasında böyle bir bağlantı kurulabilmesi de mümkün değildir.Yukarıda açıklandığı üzere somut olayda tazminat davası, cezayı gerektiren bir fiilden doğmadığı için uzamış (ceza) zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla zamanaşımı süresinin, 2918 sayılı Kanun’un 109. maddesinin birinci fıkrası uyarınca zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhâlde, kaza gününden başlayarak on yıl olması gerektiği açıktır. Bu itibarla birleşen davanın açıldığı 06.10.2020 tarihi itibariyle çoğunluk görüşünden farklı olarak ceza zamanaşımı değil, 2918 sayılı Kanun’daki iki ve on yıllık zamanaşımı süreleri dolduğu gerekçesiyle ve farklı düşünceyle kararın bozulması gerektiği görüşüne sonuç olarak katılıyorum
Henüz yorum yok.